koşmakla yürümek arası adımlarım
rüzgârların eteğinden yağmurlara tutuldum
önce saçlarım sonra yüzüm sonra ruhum ıslandı
şıpır şıpır ıslanmış kaldırımların çatlak seslerinden
melül şarkılar türeten sokaklar heyecanlı neşeli
bense üşümüş ıslanmış karanfil
aranıyorum
yükseklerden yavrusunu düşürmüş kuzgunlar gibi
hayat sen ışıl ışıldayan cevahir yakut değilsin
tam tersi kokuşmuş küflenmiş
bir köşeye atılmış
armut gibisin
ah! efendim
ince sızılara gark eden
dertlerimin ezeli, acılarımın piri
elvan çiçekleri kurutan
dil-nişinim, dil-âvizim
gel!...gel beri!...
uyandı gün
açtılar gözlerini altın rengine banmış mimozalar
sırt sırta vermiş başı dumanlı dağlar
fısıltı dilinde bir türkü tutturmuş
yelkeni yırtık rüzgârlar
suküt dediğin ne karanfil
duyguların çıplaklığında dilini yutmuş zaman mı
dibi yok heybesinde küskünlük sabır mı biriktirir
delik deşik böğründe ne acılar ne sızılar
doğurur büyütür kim bilebilir ki bunu
her sırlı düşünce de kaç taç yaprak üretir
dünya’ya bir haller oldu
hayır hayır dünya’ya değil insanlara
çeşitlilik çok arttı ismail
önce iyi insan kötü insan vardı
şimdi öyle mi
artık insanlıktan çıktı işler
şikayetim yok
kendi ellerimle besledim yalnızlığı
parmaklarını hint kınasıyla süsledim
salonun baş köşesine oturttum
önceleri ufak tefek kara kuru
bir şeydi
boşa meyus olma kalbim
ruhsuz bir aynanın yansımasını tetikler vakitler
fâriğ olmakla olmamak arasında sallantıda kalan günler
ışığı arayan gölgelerin oynatasını öykünen devasız duvarlar
serin bir duldalığın himayesinde uyuyor şimdi
muhlis duygular
havada başıboş uçuşan kağıtlar gibi süzülüyorum
güzde açan son çiçeğin çekincesindeki
ruh metanetsizliğine benzer
kayganlıkta
kimsenin uğrağı olmayan
kurak bir vadinin çekinik nehirlerinden
ben durağan
çayır başında oturan gamlı baykuş
kedimse kuduruk
durmadan atraksiyon peşinde
koltuktan koltuğa pencereden pencereye
neyin peşinde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!