sesimi tuza yatırdım
taş fırında kızarmayı bekleyen balıklar gibi
insan hangi dilde karanlığına sımsıkı sarılıp uyur ki
içindeki açan güneşleri hangi mızrakla vurur kanatır ki
minyatör apartmanların derdini birkaç çam birkaç köknar birkaç çınar dinler
insanın derdiniyse
çıplak duvarlar ve sırsız aynalar
sessiz akıyor sular şimdi
durağan bir tablo gibi yaşam kımıltısız
günün tenini yıkayan güneşin şarkısı
doğurur belki topraktaki tıfıl tohumları
kim bilir göğe uzanır sevginin barışın
ipekten pırıl pırıl saçları
yine kanla buluştu parmaklarım
gecenin bir yarısı ne yapsam dur durak bilmiyor
kan gölünden bir tapınak bedenim derinden akan sinsi uğultu
ömrün son demi bu daha güze durmamışken papatyalar
uykusu kıt gecelere yorgun beden teslim etmeye
agah hep bu can
kırklandı acının sır kapıları
zırhlandı sürmeli dualarla suskunluk
güz pencerelerine çarpıp çarpıp
öldü kuşlar
şimdiki
zamandan geçiyoruz karanfil
çoğul seslerin pötikare eteğinden
yürüyerek kaldırım taşlarından
hoplayarak zıplayarak
yapay çiçek plastik saksı gibi
oturuyorum oturduğum yerde
gecenin karanlığı gündüzün
aydınlığı örseliyor
zihnimi
bulutlar kuşların isim annesi ismail
yağmurlarsa geleceğin kod numarası
ağaçlar kuşlar yağmurlar olmadan
dünya dönmez
evrenin en parlak askerleri yıldızlar
griler içinde yatıyor gün
eskimiş bir saat kordunu havası var üzerimde
bir köşeye atılmış heyecanı neşesi eksik
bataklık kurbağaları gibi bir köşeye sinmiş
gözleriminse anlatısı yok
sabahın seherinde
almış eline sazı yusufçuk
"yusufçuk yusufçuk" diye şakırken
tüm tekmil kuşlar çerezlik korusunda
neşeli coşkulu şenlikler
dünya’ya başkaldıran




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!