gökyüzü aynasından ince ince sızıyor damlacıklar
her damla bir dokunuş her damla bir söz
yarım kalmış bir mutluluk
kırık umut
gök içini boşalttıktan sonra
ışıl ışıl tüm yapraklar ve kır çiçekleri
sanki ölümle doğum arası renkli
masalların hüzünlerini
yıkadı
evren
kötülük ve hainlik silinsin zamanın iğneli çarkından
gözü kapalı düşsün canavarlar toprağa
üzerleri kireçle örtülsün
mikropları bulaşmasın suya havaya
koşmakla yürümek arası adımlarım
rüzgârların eteğinden yağmurlara tutuldum
önce saçlarım sonra yüzüm sonra ruhum ıslandı
şıpır şıpır ıslanmış kaldırımların çatlak seslerinden
melül şarkılar türeten sokaklar heyecanlı neşeli
bense üşümüş ıslanmış karanfil
aranıyorum
yükseklerden yavrusunu düşürmüş kuzgunlar gibi
hayat sen ışıl ışıldayan cevahir yakut değilsin
tam tersi kokuşmuş küflenmiş
bir köşeye atılmış
armut gibisin
ah! efendim
ince sızılara gark eden
dertlerimin ezeli, acılarımın piri
elvan çiçekleri kurutan
dil-nişinim, dil-âvizim
gel!...gel beri!...
uyandı gün
açtılar gözlerini altın rengine banmış mimozalar
sırt sırta vermiş başı dumanlı dağlar
fısıltı dilinde bir türkü tutturmuş
yelkeni yırtık rüzgârlar
şikayetim yok
kendi ellerimle besledim yalnızlığı
parmaklarını hint kınasıyla süsledim
salonun baş köşesine oturttum
önceleri ufak tefek kara kuru
bir şeydi
boşa meyus olma kalbim
ruhsuz bir aynanın yansımasını tetikler vakitler
fâriğ olmakla olmamak arasında sallantıda kalan günler
ışığı arayan gölgelerin oynatasını öykünen devasız duvarlar
serin bir duldalığın himayesinde uyuyor şimdi
muhlis duygular
havada başıboş uçuşan kağıtlar gibi süzülüyorum
güzde açan son çiçeğin çekincesindeki
ruh metanetsizliğine benzer
kayganlıkta
kimsenin uğrağı olmayan
kurak bir vadinin çekinik nehirlerinden




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!