çiçeğin kurudu öldü dediler
çiçeği neyleyim derdim baştan aşkındır
yaralı bir kuş kondu pencereden içeri
anlattı derdi varmış
benden ileri
hüzünler kendini çoğaltıyor güz koynunda
yapraklarını döküyor asırlık cevizler toprağın özüne
zamanı eğip büken günleri saatlerden
ayıklayıp yaşamayı değil
ölümü öğretiyoruz
bilinmezliğin içinden geçen
hüzünler kendini çoğaltıyor güz koynunda
yapraklarını döküyor asırlık cevizler toprağın özüne
zamanı eğip büken günleri saatlerden
ayıklayıp yaşamayı değil
ölümü öğretiyoruz
bilinmezliğin içinden geçen
çekilgin bir kulübenin
sükût kapısından esrik rüzgârlar üfürür
dilimin dantelasına vurulan kilidin
çürük ucunda döner durur
hayalperest
dünya
dağların ötesinde kaldı kekik ve çiğdem kokuları
bunaklaşan semanın bulutları
yağmurları kuruttu
çölleşen dünyayı ağlatmayı nasıl başarsın ki
hayata yenik düşen mahcubiyetimin
eteklerine zulalanmış serçe ölülerinde bi kırılganlık
bi kırılganlık ki sormayın sıcaktan eriyen buzların
kristal partiküllerini bulandırır
üst üste yamaladığım kederlerin acıların
yanılgısı kadar büyük dağlar
genetiği bozulmuş mevsimlerin öfkesinde güneş
olağanüstü zamanların efkârında rüzgârlar
yıkılıyor ortalık toz ve duman içinde
yoksunluğa sürüklenirken
ölümcül bir şarkının nameleri gibi
kurumuş bir ağacın g-özyaşlarından
yaprak yaprak döküldün
omuzlarıma
zamanın ince ince ördüğü
adaletsizliğin ağı
dört yanda
ölü bir çağın
zamanın ince ince ördüğü
adaletsizliğin ağı
dört yanda
ölü bir çağın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!