şikayetim yok
kendi ellerimle besledim yalnızlığı
parmaklarını hint kınasıyla süsledim
salonun baş köşesine oturttum
önceleri ufak tefek kara kuru
bir şeydi
ben durağan
çayır başında oturan gamlı baykuş
kedimse kuduruk
durmadan atraksiyon peşinde
koltuktan koltuğa pencereden pencereye
neyin peşinde
tutunmak
direnmektir
zamanın çoktan sildiği
gözbebeklerimin kayıp haritasına
sulusepken gözleri hasretin
bıraksam kendimi yolları kuşatacak yağmur
acıyla karışıp yanmak benimkisi tenin kokusuna
uykusu bölük saatlerin ücra köşesinde
körpe yüreğim tek ayak nöbetinde
geceyi zırıl zırıl ağlatmak benimkisi
bir sevda yeli vurmuş bahçelere
çisil çisil yağmurlar iniyor gül yapraklarına
mavi kanatlı siyah puantiyeli nazlı kelebek
sığınmışsın yapraktan şemsiyenin altına
sende mi kırgınsın hızlı akan
zamanlara
sedir ağaçlarının çıplak hışırtısında geceler
esse rüzgârlar incinir yapraklar ince dallar
her adımbaşı yalnızlık yol uğrağı hüzünler
el değmemiş cefaları doğurur
kör zindanlar
dağınık zamanların giriftarı rüzgârlar
yağmur biriktiren mevsimlerin
zamansız dökülüşü toprağa
göğümü bulandıran
yaşamak
kömür gözlü bir turnanın seherde
ağaçların dallarında kınalı ötüşüdür sonra göğe
uçuşudur mutluluk
içinde camdan atların koştuğu karanlığı kim çağırdı
sayılı günler sayılı saatlerde neydi neyin habercisiydi
gök yarılıp düşünce geceye altında kaldı bahçemin ulu çınarları
çatırdıyor tavan arası tutuştu kuşlar alevlerden haberi yok masal perilerinin
pencere açıktı
ayaktaydı sokağın gürültüsü
sebzenin türlüsü gibi seslerin türlüsü de vardı
işveli cıvıl cıvıl ince kibar kaba kalın kırgın
sanki tıkalı ağızlarının fermuarı çözülmüş gibi
durmadan konuşuyorlardı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!