körleşmiş
mevsimlerde birikir sevgi kırıntıları
gerçek ve yalanın ortasından düşer yaşam
gölgelerin korkuların içinden doğar
yüzü lacivert güneş
geceye
yıldız sarmaşığından düşen huzme
ahşap tavanın, taş duvarların aydınlığı gel
gel de gecenin rengini sıyır gözlerimden
çıkmaz bir sokağın ucunda sonsuzluk
hiç gördün mü rüyanın aksi-ni
söyleyecek çok şey vardı aslında
kelimelerim kekeme olmasaydı
bir zamanlar şiir yazardı kalemim
şimdi kuma uzanmış bir deniz yıldızı
güneşte nasıl parsır içi kurur
öyle işte
güneşi küstüren bir duranlığı yansıtıyor mevsimler
üzüntüler durağının düşünceler sapağında vurgun yemiş
bir huzurun ayak sürüyüşünü
anlatırken günler
har içinde nar
karanlığın süzme yoğunluğunda ölüm
dünya ağlamaklı zamanların ön versiyonu
terk ettiğimiz insanlığımızın kalıbına hiçbir şey sığmıyor
yaşamak yaşlı yüreğimizde sendeleyen eteği kırpık rüzgâr
ne yana estirsek orası uçurum
hatırası bile yok geçmişin ayak izinde
bir zamanlar ruhumda taşıdığım
içime sığdıramadığım o sevincin özü
hani nerede ışıldayan aramızdaki
o gümüş bağ o saten örtü
kalplerimizi
adı konmamış
bir sızıyla kanıyor damarlarım
zihnimde kapalı kapılar ve dibi delik sorular
dönüp dönüp boşa turluyorum
odamda
yağmurun sadası yolların kiri pası var
ömrü siyah gece tenha bir kıyıda
içindeyse ruh ağırlığında
yalnızlık
-saklambaç oynayan çocukluğumsa rüyalarımla
çığırtkan Mart’ın keskin gözleri
kaç bulanık suyun uykusunu uyandıracak
kim bilir
kaç bulutun küflü yorganını savuracak toprağa
son huzurun kaç kuyruğunu çekiştirecek
kaç kıtanın dağını tozunu alıp getirip
siyah beyaz resimlere oya gibi işlendi
tozlu yolların tutkulu sevdası ağaçlara
tutsak bir gök gibi karanlığa itildi bulutlar
günlere aylara yıllara bölünen neydi
vakitler mi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!