tanrım
göçme zamanı gelmedi mi
bu uygunsuz mevsimlerden
sabun köpüğü gibi kısa ömrün
eteğinde bol bol hüsran
zor günlerin getirisinden
ait değilim buraya
evet değilim kalbim göğün tavanına dönük
bir kayanın üstünde okunmuş ama unutulmuş bir duayım
evrenin iğneli sarmal kolları beni sarıp sarmaladı
fakat dilimin hiçbir ağrısına hiçbir kederine
çözüm olmadı
çiçeğin kurudu öldü dediler
çiçeği neyleyim derdim baştan aşkındır
yaralı bir kuş kondu pencereden içeri
anlattı derdi varmış
benden ileri
hayata yenik düşen mahcubiyetimin
eteklerine zulalanmış serçe ölülerinde bi kırılganlık
bi kırılganlık ki sormayın sıcaktan eriyen buzların
kristal partiküllerini bulandırır
üst üste yamaladığım kederlerin acıların
yanılgısı kadar büyük dağlar
genetiği bozulmuş mevsimlerin öfkesinde güneş
olağanüstü zamanların efkârında rüzgârlar
yıkılıyor ortalık toz ve duman içinde
yoksunluğa sürüklenirken
ölümcül bir şarkının nameleri gibi
kurumuş bir ağacın g-özyaşlarından
yaprak yaprak döküldün
omuzlarıma
zamanın ince ince ördüğü
adaletsizliğin ağı
dört yanda
ölü bir çağın
zamanın ince ince ördüğü
adaletsizliğin ağı
dört yanda
ölü bir çağın
gecenin fümesine göz kırptı yıldızlar
yaz akşamları ve rüzgârların ılık esintisi
güz serinliğinin gölgesinde yatıya kaldı
kızıl kızıl sarı yaprakların hışırtısı
kuru kuru ağaç diplerinde
halay çeker
turuncu sonbaharın
rüzgârlarının haşin hapşırığında
kıvıl kıvıl kımıldaşan
yapraklar
neyin dansı bu




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!