güz rüzgârları esiyor tepelerde
olağan şeyler korosu havada suda toprakta ateşte
gözlerim görüyor kulaklarım duyuyor
aklım düşünüyor dilim söylüyor
aynı toprağı aynı göğü seviyorum
artık beton yığınlarına cam plazalara
buzul ülkeleri kadar uzağım
gezdiğim dolaştığım yerlerin sıcaklığı
sevdiğim insanların yakınlığı ile
ölçülürken
duru bir görünün
yağmurlarında rastladım sana
rüzgâr ayaklarına direnen duvar sarmaşığının
içinden geçen bir karıncanın gözlerinden izliyorum seni
henüz tanışmadık sevgili
arkadaş bile değiliz
kırpıntılar
üzüntüler sanrılar beşiği kalbim
belki bir kuş gelir titrek gagasında
mor sümbüllerle
çalkantılı suların akışında sırlı zaman
yokluğa adım attıkça kalbim gömülür sessizliğe
lilyum çiçeklerinin saflığında
dirayetli ellerim kaleme
şiire uzanır
sesini ağlayan bulutlara döndü günler
ıslak ve nemli pencerelerin pervazlarında
zamanın durgunluğuna takıldı aynalar
kasırga eteğinde çevrildi durdu
setresi yırtık düşünceler
vedası anlaşılmadı
göğün yıldızları bezendi geceye
sisli bir çığlık kuşandı sükûtun rengini
yamalı düşlerin valsı başladı ıslak duvarlarda
saatin tik takları kadar heyecanlıydı düşler
kararsız gönlüm sızılar içinde
terk edip gitti kuşların gül şenliği
yollara vurdu sahranın matem çığlığı
kaldım hazanın sisli küllerinde
zaman uğradığı kapıların
uğrun uğrun uğradığında
alaz alaz bir yangın sarar ortalığı
içimde önce bir gül tutuşur
ardından katlanmış hüzünleri
ütüler zaman
ışığı arayan bir gölgenin öykünmesi rüzgârlar
serin bir kuytuda uyuyor şimdi tüm kelebekler
şeytanın salyalı ağzından dökülenlerse sarmış evreni
zebanilerin zil döken çağında kurtlar solucanlar
kırkayaklar sürüngenler
omuz omuza




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!