bronz bir kafesin nefesinde
asılı zaman
çengelli bir iğnenin ucunda
ruhu takıntılı yaşam
gecenin fümesine göz kırptı yıldızlar
yaz akşamları ve rüzgârların ılık esintisi
güz serinliğinin gölgesinde yatıya kaldı
kızıl kızıl sarı yaprakların hışırtısı
kuru kuru ağaç diplerinde
halay çeker
turuncu sonbaharın
rüzgârlarının haşin hapşırığında
kıvıl kıvıl kımıldaşan
yapraklar
neyin dansı bu
bölüşüyoruz
mevsim güzünü
tel örgüler içinde pusuda zaman
püsküllü belaları yatırıyor musalla taşına
burnumdan soluyorum dilsizliğimi
tavan arasına atılmış
tozlanmış yarısı boş bir tuvalin
ana kucağında oturan miskin bir zerdali sağırlığı üzerimde
dünyanın uğultulu sesine kapalı bir panjur edasında
güneşe yağmura fırtınaya karşı dirençli
olma gayreti üzerimde
ölü bir kuşun
iki yana düşen kanatlarında gözyaşı seli
rüzgârların nefesinde uğultulu bir şarkı
tüm ağaçlar şimdi hüzün kusuyor
dipsiz bir kuyunun başından sarkan ipe
toprağın kokusu sinmiş
öküz çatlatan bir güzün fırtına dansını
seyrediyor bulutlar
tanıdık kuşların yüzü var sesinde
hangi dala konsa şakıyacak güller
seni bana bağlayan bir şeyler var
gecenin ayazında tenimi yakan ateş
sabahın firuzesinde bakışlarıma ayan
bâkir sevinçler gibi
yüzüme gülümseyen
bir sessizlikte hep adını duyar gibiyim
aslında bu sadece bir isim değil bir hâl
kalbe dokunan bir his
bir özlem hâlesi
mum saçaklarında uzadıkça uzuyor gece
eğrildiği yerden doğrulmuyor hiç umutlar
vebalı bir hastanın çaresizliği gibi
gülümsüyor tüm ışıklar
her söze inana inana yürüdük




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!