fırtınaların içine sürgün
buğulu bir camın nemli yüzüne sığınır
sığınır duvarlara sığınır yalnızlığına
sustukça büyür büyüdükçe susar
sonra tekrarlanan günlerin engebeli
dik yokuşlarına gözlerini kapar
uğultulu yellerle geldi sonbahar
yıkar artık kirli sokakları kaldırımları
kuru yapraklar sıyrılır soyunmuş dallardan
tozlu puslu günler hızla kanatlanır
pürtelaşla
dalları eğik bir nar ağacı gibi
dökülüyorum ellerine geceden
taze fesleğen kokusu uzaktaki hayalin
özledikçe gölgen kavuruyor tenimi
kalbimin söküklerini toplayıp
eğitimsiz buhranlar eşliğinde
derme çatma bir masalın
ürkek kanatlarından uçuyor kuşlar
siyah beyaz fotoların devrim yarattığı
mevsimleri sırtlayıp geliyor zaman
elinde keskin bir orak
uzak masalların dilek ağacıyım
gözlerini kısıp gövdemdeki reçinenin
kokusuna tutunda gel
bulutların şimşeklerin valsi en tepemde
bir köşeye istiflenip atılmış
sandık üstünde sandık gibi mıhlarken hepimizi hayat
hatta sınarken
söylenmemiş bir söz yazılmamış bir hikaye gibi
yutkunurken dudağımızda
tüm sözler
soylu bir sahipsizliğin kürkünü giymiş bakışları
nesli kurumuş hanım düğmeleri gibi
izine zor rastlanır
bekler uçurumların fay hatlarında
ya da asırlık bir kayanın
yosunlaşmış
ey!...
çılgın efkarın müphem sesi
ak düştü bak gecenin saçlarına
sakladım kendimi bir kitabın sayfasına
ay görmedi hiç yıldızların haberi olmadı
zehirli bir sarmaşığın kolları sardı bedenimi
harmonik dalgaların geriliminde zaman
yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal
yuvarlanıp gidiyoruz kimsesiz taşlar gibi
periyodik değişimlerin içinde
dünya fazında
tütsülenmiş bir noktayım camlarda
buğulu bir göz bir ağıt adım unutulan şiirlerde
dilim uzun elim kısa yine de
ıssızlığı tutup çekebildim
yakasından




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!