çekilgin bir kulübenin
sükût kapısından esrik rüzgârlar üfürür
dilimin dantelasına vurulan kilidin
çürük ucunda döner durur
hayalperest
dünya
dağların ötesinde kaldı kekik ve çiğdem kokuları
bunaklaşan semanın bulutları
yağmurları kuruttu
çölleşen dünyayı ağlatmayı nasıl başarsın ki
hayata yenik düşen mahcubiyetimin
eteklerine zulalanmış serçe ölülerinde bi kırılganlık
bi kırılganlık ki sormayın sıcaktan eriyen buzların
kristal partiküllerini bulandırır
üst üste yamaladığım kederlerin acıların
yanılgısı kadar büyük dağlar
genetiği bozulmuş mevsimlerin öfkesinde güneş
olağanüstü zamanların efkârında rüzgârlar
yıkılıyor ortalık toz ve duman içinde
yoksunluğa sürüklenirken
ölümcül bir şarkının nameleri gibi
kurumuş bir ağacın g-özyaşlarından
yaprak yaprak döküldün
omuzlarıma
zamanın ince ince ördüğü
adaletsizliğin ağı
dört yanda
ölü bir çağın
zamanın ince ince ördüğü
adaletsizliğin ağı
dört yanda
ölü bir çağın
bronz bir kafesin nefesinde
asılı zaman
çengelli bir iğnenin ucunda
ruhu takıntılı yaşam
senle biz
uzak şehirlerin
gecelere doğan iki kayıp yıldızıyız
nasıl bir talih bu
ellerimiz ayrı ayrı ırmakların kuruyan hüzün deltası
ne çok özlesem de dillerim lâl söylemem
gecenin fümesine göz kırptı yıldızlar
yaz akşamları ve rüzgârların ılık esintisi
güz serinliğinin gölgesinde yatıya kaldı
kızıl kızıl sarı yaprakların hışırtısı
kuru kuru ağaç diplerinde
halay çeker




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!