yaşamak
kömür gözlü bir turnanın seherde
ağaçların dallarında kınalı ötüşüdür sonra göğe
uçuşudur mutluluk
içinde camdan atların koştuğu karanlığı kim çağırdı
sayılı günler sayılı saatlerde neydi neyin habercisiydi
gök yarılıp düşünce geceye altında kaldı bahçemin ulu çınarları
çatırdıyor tavan arası tutuştu kuşlar alevlerden haberi yok masal perilerinin
ah! kızıl kıyamet fırtına
safran sarısı bu göç yolları
şimdi çoğul açar kasırga gülleri
uğultusu can yakar yıkar dağları
pencere açıktı
ayaktaydı sokağın gürültüsü
sebzenin türlüsü gibi seslerin türlüsü de vardı
işveli cıvıl cıvıl ince kibar kaba kalın kırgın
sanki tıkalı ağızlarının fermuarı çözülmüş gibi
durmadan konuşuyorlardı
uyduruktan bir dünyanın asma katından
kırmızı balonlar uçuruyorum sana İsmail
kanatlarımda gümüşten sırça gagalı leylekler
sana çoraplarımın çizgili ucundan fantastik
senaryolar uyduruyorum
hazır mısın
ruh savaşlarını körüklüyor sıdkı sıyrılmış günler
hortum gibi uzanıp giden zamanın kıskacından
kanaya kanaya çıkıyoruz yaralarımızda kurtlanmış acılar
oksitlenmiş sözler bir savaşçıdan çok ruhunu teslim etmiş
bir sufinin hafifliği sanki
-hep esecek hâlâ esiyor
o şimşeğin altın makaslı yeryüzü ulağı
hem özgür hem çılgın hem avare
estikçe eser coştukça coşar
keyfince dilediğince
ruhum iki dağın ötesinde
iki rüyanın geceye düşüşünün ortasında
ruhum iki yastığın söyleşisinin arasında
ruhum tüm zamanların yıldız çiçeği
yılgın kanatları var günlerin
her an kendini boşluğa bırakabilir insan
korkarım tutunulacak bir dal arayana
hüsran doğurur depresif
zamanlar
olağan şeylerin dışında farklılıkla geliyor günler
rüzgârların nefesinde garip uğultu sokak bana hiçleniyor
yolum nereye bilmiyorum karanlığın ellerinde ellerim
belirsizlik beni çağırıyor yürüyorum sanrılar vadisine
uçuşan eteklerim sürünüyor peşim sıra
dilim kuru gazeller gürültüsü




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!