dünü yine dudağından ıskaladı gün
rüzgârların önünde dağılan bir gölgeyim
güneş açsa inan yeniden var olacağım
bir ağacın dibinde ya da bir korkuluğun
önünde
dünü yine dudağından ıskaladı gün
rüzgârların önünde dağılan bir gölgeyim
güneş açsa inan yeniden var olacağım
bir ağacın dibinde ya da bir korkuluğun
önünde
yağmuru bereketlendiren kısa gün
kurumuş bir zambağın cumbasında uyuyan rüzgârlar
göğe kanat olan kuşların ıslandığı körpe çamlar
ketum bir sessizliğin ipini çeken
eskimiş boyası dökük
tahta pervazlı nazlı
ince sızıları çeker
tüyden bulutların gövdesi
iskeleti gözüken bir ağacın karınca ölüsü ağzına
yağmuru bekleyen toprağın sessiz çağrısı dilim
günleri devire devire yol alırken bahtımın
silik rüzgârına
güz mevsimi
sararan yapraklarda
yola koyulup gitti allı turnalar
dağların yamacına düştü ağılı sükût
yürümez oldu nehirlerin yatağına akşam
pencerelerde vurgun yemiş pembe sardunyalar
hoyrat rüzgârların
nefesinde kırkikindi yağmurları
dört yan sırılsıklam hüzün seli
hep katar katar göğüne mi akar
kuşlar kelebekler
boyut ötesi rüyalarda rastladım izine
buluttan atın üstünde kanatlanıyordu güneşin
yetişemiyordum hızına yetişemiyordu sesim
gecenin saçlarına dolanan gizemiydi gözlerin
ışık ve şarkılar eşlik ederdi arzularımın
korkularına
sanrılar tepesine tırmandı ruh
meleklerin bulutların yön veren ziyadesiyle
baktım ki dağ dağın üstüne binmiş
acemi bir rüzgârsa ipini koparmış
boşluğun ortasında olmuş
ateş kusan
ah! sevgili
kızıl akşamların morunda kapıma gelir leylak kokulu hayalin
aniden delirir gök çıldırır saatler rüzgârına tutulur yüreğimin
ıslak travertenleri




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!