Heybemde birikmiş dağ sırtı telaşlar,
Eteğimde eriyen o hiçlik humması...
Zamanın dişlerinde çiğnenen bir araf bu;
Kâh hayatın zehrinden daha koyu bir şerbet,
Kâh ölümün beyazından daha duru bir rüya.
İçimdeki nefesi rüzgâra borç verip
Yürüyorum gölgemin silindiği çizgide,
Yolun hangi uçurumunda sustuğumu bilmeden!
Bir yanım kızgın kumların bitmeyen uykusu,
Bir yanım asırlık bir çınarın yorgun kökü.
Ben ki, kendi göğünde çarpışan iki şimşek,
Kendi yangınını buzla besleyen o kırık saat...
Gönül panayırlarının o en ucuz tezgâhında,
Kıymetimi eski bir madalyon gibi harcıyorlar;
Birkaç kırık kelime bile fazla geliyor pasıma,
Düşünün, hangi kuyunun dibindeyim!
"Geceden geç" diyorlar, şafakta mühür var,
"Güneşte kal" diyorlar, gölgem sığmıyor zamana!
Ah benim salkım saçak ömrüm, sığınaksız başım...
Hangi nehrin yatağında unuttun sesini,
Hangi kırık aynanın kesiğinde kanıyorsun şimdi?
Kayıt Tarihi : 9.07.2026 23:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!