Akşamüstlerinin o ağır ve gri göğü altında,
İçinde tıkandığın o eski, o suskun beton odalara
Ve ruhuna sırf kalabalık olsun diye eklenen emanet gölgelerin üstüne,
O hırçın, o baştan çıkarıcı rüzgârın çökmesi ne güzel.
Çünkü insan, ancak büyük bir gürültüyle sarsıldığında
Anlıyor neyin yük, neyin nefes olduğunu.
Biz ki her şeye hemencecik alışan fânileriz;
Çürüyen bağları can pahasına tutmaya,
Güneşimizi kesen o kuru odun parçalarını kendimizden saymaya.
İşte tam burada, o insafsız fırtına bir adalet gibi doğuyor.
Sarsıyor o sahte konforu, o uyuşuk düzeni,
Kırıp döküyor ne varsa geçmişten taşınan.
Korkma, sökülen her kuru dalın yerinde bir hafiflik sızısı var.
İnsan en çok eksilirken yaklaşıyor asıl sılasına.
Bırak, rüzgâr alsın seni gereksiz yere yoran ne varsa,
Çünkü göreceksin o dürüst ve çıplak şafak söktüğünde;
Gövdene laf olsun diye öylesine tutunan dallarını
Kırdığı müddetçe fırtınalar iyidir.
Kayıt Tarihi : 3.07.2026 13:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Gövdene laf olsun diye öylesine tutunan dallarını Kırdığı müddetçe fırtınalar iyidir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!