Eski, usülsüz bir tren gibi,
Gidiyorsun durmadan.
İçinde, elbisende süslediklerin.
Küçük adımların.
Yavaş yavaş dönüp bakmadan.
Sıyrılır nihayet savaşlardan.
Bu hayatın bir kısmi kablolarıyla,
Bağlantımız kesiliyor.
Birileri tarafından belki,
Bekliyoruz, beklemeyi sevmeyi.
Bunakların huysuz kadrolarıyla,
Bensiz bir pazar düşünemiyorum.
Bütün borçlarım,
Sakalımın kesilmesiyle siliniyor.
O kapıdan girince birden,
Bağırıp çağıran sesim kısılıyor.
Berbere hükümet diyorum,
O fransızca konuşuyor!
yeni bir hırka alıyorum,
beyaz.
sevgiden romanlar yazıyorum,
al kalemi, sen yaz.
çünkü,
kendini benden daha iyi yazarsın.
Koca yerkürenin üstünde.
Beyazdan siyahiye milyonlar.
Umut ışıkları sönmek üzere,
Hep savaş, ağlıyor insanlar!
Paranın egemenliğinde,
beyaz hırkanı giyip
tüm soluklarınla önümden geçince
gözlerimdeki o yitik
o pervasız bakışlar kalıyor geriye
Bilmem ki şimdi n'aptığını
Kimin köyünde çoban
Kimin şehrinde bankada çalışan
Bilmem ki şimdi n'aptığını
Bilmem ki şimdi n'aptığını
sana en yakından seslenesim var.
kendime kendime tekrarladığım ismini,
sakince yüzüne söylemek var.
sana gelirken
senin bakışların altında o iki saniye durgunluk
başka ne isterim, başka ne var?
Bir aşk daha kıyıya yanaşıyor,
Denizlerde yaşanan şeyler unutulurken,
Aşkın içinden binbir hissiyat iniyor..
Mavi yok oluyor, deniz bu kadar yakınken..
Bir gün yine Ahmet soruyor;
Yeter artık hep aynı konu bıkmadın mı?
Ben diyorum;
Farklı ben farklı o sen aynı sen durumu anladın mı?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!