İnceden bir yağmur
Dökülür bahar vakti
Sımsıcak alnıma vurur
Ne güzel kokar toprak
Bir avuç cennet gibi
Anneler günü doğuyor içime
Yoksa bilmiyorum mu sandın
Aldırış etmem ben takvime
Her zaman ki gibi susuyorum
Hep o gün gözlerin dolar ya
Nemli gözlerinden anlıyorum
Aklıma kazınması için topu topu beş dakika yetti
Bir misafir olarak yolumuz Adıyaman’dan geçti
Otelin kapısında bekleyen otobüse doğru yanaştım
Başında şapkası elinde poşetiyle Abdullah’ı gördüm
Garibin ekmek teknesinden bir paket mendil aldım
Soğuk bir kış günü başladı kuşatma
Suçum günahım neydi hiç bilmeden
Çıkarma yaptı yenilmez donanma
Üstüme gelip çok uzak denizden
Hücum borusu çaldı avcı gemiler
Ben Yeni Dünyanın eski insanıyım
Hani okullarda okuturlar ya sana
Tarih kitaplarında kayıp bir sayfayım
Sen Yeni Dünya nedir bilir misin çocuk?
Al eline kâğıt kalem çizmeye başla çabuk
Zaman galiba seksenli yıllardı
Bizim evde telefon ne gezer
Birileri cin gibi rehber çıkardı
Yirmi dört ayar saf altından
O biçim fiyakalı ve muteber
Artık insanları tanıyamaz oldum
Fark etmeden omurgasız mı oldular
İnsan olan sözünü tutar sanıyordum
Meğer ikiyüzlüymüş o havalı adamlar
Rakamlar içinde böyle bir çift rakam var
İnsanlardan hiç de geri kalır değiller
İnsan gözünü bir kuyruğun sonunda açar
Bir anlam veremez bu şimdi neyin sırası
Korkuların içinde boğulup ağlamaya başlar
Daha kurumadan yanağında o ilk gözyaşı
Duvardaki hemşirenin susturucu parmağı
Bitmek bilmez iğnelerin ucu sana dokunur
Delikanlı için en zor düğündü
Bir başkasının olacaktı kızcağız
Gün güçlü görünme günüydü
Gözyaşlarını içine akıttı kayıtsız
Delikanlı da kızımız da fakirdi
Hatırlıyorum daha ben çocukken
Üstüme bir şeyler alırdı annem
Hani kazaktı, pantolondu, gömlekti
Hepsi birden bir beden büyük gelirdi
Ne yapıp edip büyümeyi isterdim
Zaman sandığım kadar hızlı değildi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!