Büyük bir ateş gördü
İnerek yeryüzüne serilmiş,
Aldı onu dağıttı
Rüyalarına verilmiş.
Gündüz rüyalarına.
Ellerini uzatıp
göğü buruşturdukça, sıktıkça,
biraz nefes damlatsın
yeniden oluşturduğu
daha ferah kendisiyle ama*
şu yeni oluşan çoraklıklara
Kurdu garip bir şekilde gammazlamış tilki, her gün çıktığı dolaşmalarda evine artık yeterince ekmek biriktirmiş olacak ki, biraz da eğlenmeye kadar verdi: “Dur bakalım, az da avarelik yapalım.” Elleri cebinde ormanda dolaşmaya başladı. Yoldan geçen hızla koşan bi tavşan aniden patikada durdu ve ona şöyle sesleniyor: “Tilki efendi, tilki efendi! Söyle bakalım neden kurtu böyle gammazladın! ” Onun nerden bildiğini anlayamayan tilki çok şaşırdı: “Sen tavşan, hızlı koşarsın ama kahinlik de sana mı özgü acaba? ” diye sordu ona. “Hayır, benim kulaklarım uzun her tavşan gibi ama benimkilerin içinde göz de var.” Diye cevapladı tavşan –Golyat, golyat! tepegöz. o küçük çocuğun sapanla vurmaya kıyamadığı bir cyclops… “Bir altın madeni buldum, sana onu göstereceğim ama bir şartım var” demiş tavşan. “Nedir o? ” “Gidip o kurdu papazların elinden alacak ve bana getireceksin…”
Garip biçimde heyecanlanan tilki koştuğu gibi kapıyı açık bulur. İçeride papazlar yoktur. Koşar ve zincire bağlı kurdu kurtarır ve ensesinden tuttuğu gibi tavşana getirir: “Al bakalım tavşan. Eee…” Tavşan ileriki günlerde kurda okuma yazma öğretir. Der ki “tilkiye güzele akıl yürütmeyi öğreteceksin” diye şart koşar. Kurt da buna uyar. Ama tilki kaçmıştır. Sonra ikisi birden onu aramaya koyulur. Bir ağacın dibinde soluklandıkları ormanda, o an, tilkinin hışırtısını ileriden bir noktadan duyarlar. Onu görebildiği bir an, koşar ve onu yakalar tavşan.
-
Kendini geliştiren öykünün verdiği mesaj:
Dünyada kurnazlık olabileceği gibi, karşılıksız iyi niyet de vardır. Her zaman karşınıza çıkabilir.
Işıkta oynaşan bir deniz
Ki, okyanus ışık ve:
Kumsaldaki kum taneleri
Gibiyiz,..
Ama dalgalar da döver kayaları,
Ve çalkalandıkça kıyılar
(Balkonda, şafakta denize karşı tül
isterikli bir kıpırtıydı bir damlada …
Rüzgarı kendisi mi sanıyor artık bir de?
Ah canım,
sen daha sürükleyicisindir …)
*
Geceye katmaktır geceyi, onun işi;
nasıl ki yıldızlar gözükür gündüzleri.
*
yağan kara bakıyorsun dışarıda;
ve de kucaklıyorsun betonarme kaloriferde
(Yumulmak mı istersin
kestane şekeri püresi
kavanozu içine
olup dertop
bir de kesmeşeker
küpleri mi atacaksın
Çay içtiğinde, kaşık
Yumuşar ve bükülür
Bardağın içinde -
Dalgalanır çelik,
-Neden?
a fear, i afear for a queerly dear-sincere
-
Bir solukta kırpıştırılan ziynet;
takıştırılmaya, bir diğerine –
o erkeğe- kıymet:
Dönek bir Galyalı değildibayan Nurçimen; sırtına Roma tarzı bir mantoçekecek ya da Provence Roma valisinden Germen saldırısı odaklı yardım isteyecek denli, alçalmış... Kutsanmış olmalılardı; bu 'Kekler', Kelt uygarlığı. V. yüzyılda, bu sefer göçmen kavimler saldırdı; ki Fransa işte, Fransa yani... Provence valisi Sezar kurdu insan tuzaklarını bunlara; yardım isteyince de Vercingetorix'in çocukları, püskürtüverdi Germen istilacıları. Bu Kekler, işte bu kekler; kutsanmış olmalılar,gaipten. Açıklanamaz gibi gelen her şeye inanmışlar.
Priamos da güvenmişti Apollon'a ama gereğince/gerektiğinde engel olmazsan yeleye, kendi öz iradenle, atı alan Üsküdar'ı geçer, atı sokar da Truva'ya.




-
Nilgün Budak
-
Aynur Özbek
Tüm Yorumlaryeni tanımaya başladığım bi kimlik.. şiir başlıklarını ilginç buluyorum. konular da öyle.. edebi yorum yapmak istemiycem bi şair gibi geldi şimdilik bana. çünki edebi olmak amacıyla yazmıyor sanki.. derdi içini dökmek, derdi bilgileri ve ideallerini paylaşmak gibi geldi.. eh.. şimdilik bu kadar.. se ...
KARMAŞANIN ŞAİRİNE;
Yaşam pek çok farklı gibi görünen alanıyla bile birbiriyle ilintilidir. Senin pek çok farklı ürününde (şiir ve deneme yazılarında) bu bakışı kavrayabilen bir yerden ele aldığın, konuları böylesi bir mercekten bakarak gözden geçirdiğin, olguları birbirine katıp sonra yenid ...