Büyücüler gece karanlığında geldiler
İsli ve marsık kokan yüzleriyle
Zümrüdüanka kuşunun kaf dağı ötesinden
Kötülük damıtılan tütsüleriyle
Yakıp yıkarak geçtiler üstümüzden.
Sevgi iki yürek derinliğinde
Yordun beni
İpek kozasına sarılmış yalanlarınla
Yıktın beni yaşadığın dramlarınla
Kararttın gönlümü bitmeyen ısrarınla
Ben senin doğal halini
Damla damla gözyaşlarımla bekledim
Sen boşlukta bir seyyare
Güneşini bekleyen,
Okyanusların dibinde
Yosun tutmuş karanlıklar
Kuytularda asırlık kaplumbağaların
Sırtlarında kat kat dünyalar
Hava kirli puslu mu puslu
sokaklar çamur derya
güruhlaşıyor kalabalıklar
manadan uzak anlamsız
dönüyor yorgun semazen.
Yığınlar kapalı gözlerle
İki gezegendeyiz;
Senin yüzün venüs,benim ki mars
Nasıl bakışırsak öyleyiz
Sönmesin gecenin aplikleri karanlıktayız
Bulut mu yağmurları ıslatır
Yağmur mu bulutları...
Yine sevgi;
Yüreklerin tek anahtarı
Yedeği olmayan,
Ne karun zenginliği
Kırabilir kilidini
Ne de hilekâr sözler
Yok aslında;
İri kanatlarıyla yükseklerden uçan
Geçtiği yerleri karanlığa gömüp,
Yakıp yıkan ...
Abanoz direkli saraylardan
Çelik koruganlara saldıran
Zaman dinginliğe çağrı seyrinde
susturucu takmış yaşamın çığlıklarına
kulak veriyoruz yürek tiktaklarına
çağlayan sesini duyabilmek için
öylesine kalabalık ki düşlerimiz
Zenciyim;
lanetli derimden biliyorum bunu
beyaz adamın bakışlarından
"Pis Zenci,Pis Zenci"
paramparçayım öfkeden
bedenimin çevresinde
Nezaman demir alsan yüreğimden
Suskunluğa bürünür kalbimin zikirleri
Bir liman arar sessiz gemi
Aşk cehenneminin gayyasında.
Şafakta asılı kalan son umudumsun
Soramam anason kokulu gecelere




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!