Sen Seni Bil
Sen, seni bil yani “Ben”i bil! Kendini bil! Kendi benliğini bil!
Aslında isimler kavramları tam karşılamıyor. “İlah” ile “Allah” aynı manada olmadığını "La ilahe illallah" hakikatinden öğreniyoruz. Burada “İlahsızlaşmak” ideal olanı ama bu “Allahsızlaştırmak” değil.
Sektör
Meşhur bir hırsıza, “Hırsızlığın sırrı nedir! ” diye sormuşlar!
Cevap; “Yakalanınca utanmamaktır! ” olmuş!
Hani “Minareyi çalan kılıfını hazırlar! ” denir ya!
Yazılarımda “Gerçeğin gücü” nü kullanırım! Yani bilmediğimi yazmam, görmediğimi de anlatmam! Benim sırrım da bu! Yazdıklarım, bir din ya da ideolojinin savunması ya da yergisi asla değil! Kaynakları da ne övmek ne yermek için kullanmam! Tırnak içi verdiğim kaynaklar, benim şahsi kanaatim olarak da algılanmasın! Yani birinin sözünü tırnak içi nakleden, naklettiği her ne ise o inanca sokulmaz!
Savaş Ve Araçlar
Savaşlar, genellikle “Alan” egemenliği kurmak için yapılır! Bu alan, tüm evreni kapsayacak kadar genişletilmek istenir! Yani ilk egemenlik, kişinin kendi yaşadığı toplumda başlar ve bunu genişletebildiği kadar genişletmek ister. Kişi, öğretisi ile tüm Dünya’ya hakim olabilir ise sırada evren vardır! “Alan hakimiyeti” konusunu genişletelim; bu alan, bir futbol taraftarlığı da olabilir, basit bir derneğin ele geçirilmesi de olabilir hatta bir kahvedeki insanlara hükmeden bir kişi de bu amacı hedefleyebilir; köy ağalarının hakimiyet alanı, o köy ve içindekiler! Bu alan, siyasal alan da olabilir, din, dil, ırk veya ideolojik alanda olabilir! Yazıda “Alan” geçtiğinde bunların tamamını düşünelim! Zaten Dünya’da bile göreceli olarak büyük bir hakimiyet kurulduğunda “İlah” iddiası güden Firavunlar olmuş, olacak! Dikkat ettiniz mi? Alan hakimiyeti sağlamayı kişiler istiyor ve bunu toplumlara yaptırıyor! Yani tüm evrene hakim olmayı toplumlar istemez, kişiler ister; toplumlar, bunu yapmanın aracı olur!
Neden toplumlar, bir kişinin veya yine bir kişiden çıkan öğretinin savaşçıları olur?
Cevap: İnsanların çoğu menfaatçidir! Menfaatlerinin güdümünde yaşarlar! Menfaat gördükleri kişi veya bir kişinin öğretisinin etrafında kümelenirler! İşte bu eğilimleri onların yönetilmesini ve yönlendirilmesini kolaylaştırır! Bir kişi ya da öğretisinin savaşçısı olarak menfaat elde etmeyi umar ve bazı da buna ulaşır! Aradığını bulamayanlar, saf değiştirir; bulanlar, daha da ileri derecede menfaatlerini sağlayan kişi veya öğreti için savaşırlar!
Savaş
Savaşı kimler çıkarır, savaşta kimler ölür, kimler kazançlı çıkar?
Bu üç sorunun cevabı çok şey ifade eder!
Savunma Mekanizması
Önce kelimelere, bakalım.
Savunma:
Saldırıya karşı koyma, amacına dair eylem; oyunda, oyuncunun rakibe karşı yapması gereken eylemler!
Mekanizma:
Sahip
Bir neslin tüm kökeni ve şahsiyeti silikleştirilmiş. Eski Afrika'da siyahlar beyazlara "Sahip" diye hitap ederdi. Köle olduğuna inanmışlardı. Eski çağ efendilerine köle olmakla övünen insanlar türeyince nesil de güme gidiveriyor... Orta Çağ efendilerine köle olan insanlar... Bu çok zor bir durum...
Aslında dinler konusunda çok daha eski kaynaklardan gitmek gerek. Mesela İsrailoğullarının "Seçilmiş" ırk kavramından bakarsak dinler bozulunca ya da güncel anlayışa uygun olarak anlaşılmayınca insanları mahvetmiş. Tamir ederken, bozmuş ama o zamanında tamir etmiş elbet! Sonrasına yansıyınca bozuluyor iş. Bunu Hıristiyanlar için düşünürsek "Haçlı Seferleri" konusu var Müslümanlar için ise mezhep kavgaları ve iç menfaat kavgaları ön plana çıkıyor. Yani din düzeltmek için var ama güncellenmezse bozuyor uzun vadede. Bu ayara benziyor terazinin kefesini ayarlarken her seferde biri az ağır olunca denge için kullanılan gramlar artıyor. Aslında son peygamberle aracılık, son kitapla da kutsal kitap dönemi tamamen kapandı. Yenisi olmayacak, aracı da kutsal kitap da olmayacak. "Kitaplara iman ve peygamberlere iman" rüknüne de dikkat etmek gerek! bir de Fussilet suresi 43 de bahsi geçer. Son peygambere verilen bilgiler ile öncekilerin aynı olduğu bahsi var. Yani değiştirildiği için aynı bilgiler yenilenmiş. Bu nedenle "Kitaplar ve peygamberlere iman" rüknü var. İnanç konusunda zaten insan özgür olmazsa onunda bir anlamı kalmaz. "Senin dinin sana benimki bana " konusu bunu hallediyor aslında. İnsanlar bunu iyi anlayıp din ve mezhep savaşına girmezse din sorun çıkarmayacak.
Popüler Alan
Tutulan, genel, yaygın, çoğunluğun tercihine dair olan!
Popüler olan kişiler, görüşler, tavır ve davranışlar, gerçekte “Doğru” olanlar mıdır?
Bir şey, popüler ise genel olarak insanı “Doğru” yönde etkiler mi?
Prenses
Bütün prensesler asildir, hem de güzel.
Saf, temiz, masum…
Beyaz atlı olmalı elbet prensler.
Quantum Fizikteki “Çifte Yarık Deneyinden” Çıkarımlar
Deneyi Hatırlayalım: Bir duyarlı levha önüne bir engel konuyor ve engelde dikine bir yarık aralık var! Bu levhaya doğru atılan cisimler (bilye veya top olabilir): bu yarıktan geçenler arka levhada bir çizgi oluşturuyor! Bunu su dalgalarıyla yapınca da tek yarık olduğunda yine bir çizgi söz konusu! Bunu iki yarık yan yana olarak deneyince top ve bilye ile arka planda iki çizgi oluşuyor! Çift yarıkta su dalgaları ile denendiğinde arka planda bir girişme modeli oluşuyor bu iki çizgi değil de daha fazla çizgi! Dalgalar yarıktan geçtikten sonra birbirleriyle kesişiyor ve arka plana girişme modeli yansıyor! Bu ışık ile denendiğinde (Işık, hem dalga hem tanecik gibi davranıyor) yani ışığı çift yarıktan yansıtınca girişim modeli oluşuyor eğer gözlem yapılır ise gözleme dayalı bir etki oluşuyor ve ışık tanecik gibi davranıyor. Özeti bu; yani Quantum alan, gözleme dayalı işliyor! Quantum alanda teorik olarak bilinen en küçük parça “Sicim” buna “Zerre” diyebiliriz ama zerrenin bilinmeyen çok yönünün olduğunu unutmayalım! Aslında zerreyi anlamak, evrenin tamamını anlamakla mümkün! Ne de olsa bir zerre evrenin tüm özelliklerini potansiyel olarak taşıyor! Evreni anlamak nasıl zor ise zerreyi anlamak da aynı ölçüde zor olacaktır!
Evrendeki kurallar, küçükte ve büyükte aynı işler! “Zerre küllün aynısıdır, aynasıdır! ” şeklinde! Bir sicim aslında evrenin aynısı ya da aynasıdır! Yani boyut kazanmış bir çizgi çember olmak durumunda! Çemberin özelliklerine bakalım kapalı bir şekil ama genişleyebilir durgun suya atılan bir bilyenin oluşturduğu dalganın büyüyerek genişlemesi gibi!
Rab Algılamasındaki Süreç İşletilmelidir!
Rab algılamasındaki süreç doğru okunmalıdır!
İnsanın kişiliği nasıl ise "Rab" algısı da ona görecelidir. Rab algısı, Rabbulalemin'in yani asıl olanın, bireyin kabiliyeti nispetinde algılanmasıdır! Yani kişinin Allah algısı, kendi kabiliyetince olacaktır! Bundan şöyle bir sonuç çıkar; herkesin "Rab" anlayışı aynı olmaz! Bu nedenle bazılarının "Rab" algısında, hacıyatmaz gibi her durumda yüzsüzce duruş sergilemek vardır; ya da zeytinyağı gibi üste çıkmak. Bu kendi Rab algısının kendisini aldatmasıdır! Rab algısı Rabbulalemin gerçeğine ne kadar yakın ise kişi o kadar marifet kazanmıştır. Uzak ise o nispette yüzsüzlük ve cehalet kalmıştır!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!