Ahmet Bektaş Şiirleri - Şair Ahmet Bektaş

Ahmet Bektaş

Paralel Evrenler

Her şey, hiçten var oldu! Hiçin potansiyelinde olmayan var olamaz! Olanda ise hayır vardır! Hiçbir şey başıboş değil; belli bir kurala uyar, yörüngede gezer! Dönen sistemler iç içe Atomların dönen sistemlerinden tutun galaksilerin dönen sistemlerine kadar hepsinin dönüşünün izafi hızı ve turu ile zaman; bu turun yapılması algılanabilmesi de mekanı adeta açığa çıkar. Zaman ve mekan aslen harekettir. Cansız sanılan maddeler de molekül yapılarında hareketlidir! Küçük, ne kadar küçük bilinmediği gibi; büyük, ne kadar büyük de bilinmez! Sadece kıyas ile göreceli algılanmaya çalışılır! Zaman, dönme hareketine benzer! Bilgisayarın diski gibi tur sayısına göreceli işlem hızı açığa çıkar! Dönme hareketlerine de takılmadan anlamaya çalışmak istiyorum zaman-mekan konusunu. Mekan ise zamanın gözlemlenmesinden başka bir şey değildir! İkisi de izafidir, bana göre!
Zamanın dönüş üzerinden hesaplanması yeni değil. Gün, yıl gibi dönüşe bağlı hesaplamalar yapılmış! Güneş sistemi gibi dönen “Felek” sistemlerinin her biri Galaksiler ve onların üst felekleri, adeta makro zamanı oluşturuyor. Mikro boyutta zamanın kısalması dönülen mesafeyle alakalı yani mekan ile alakalı. Mekan, büyük ise dönüş yavaş mekan küçük ise dönüş hızlı algılanır. Vites sistemlerini düşünelim; bir çarkın tek dönüşü, ona bağlı başka çarkın mesele dört katı oluyor! Bundan istifade edip vites sistemi geliştirilmiş… Konuya dönelim; bu iç içe dönüşler mekan izafiyetinde zamanı açığa çıkarıyor! Mikro alanda, popüler tabir ile kuantum alanda hızlı olan şey, zerre mesela Galaksilerde külli olarak göreceli bakılınca yavaş sanılıyor.
Demek ki mekana izafi olarak hızlı dönen mikro feleklerdeki zaman daha küçük ölçekli oluyor! Mekanı geniş olan Galaksiler için de zaman adeta genişliyor. Mesela; bisikletin pedalının vitese oranla bazı bir pedal turunun tekeri mesela dört kat çevirmesine benzer. Aynı zaman zarfında pedal, tek tur atarken teker, dört tur atar. Bu tur üzerinden zaman açığa çıkarmaya kalkar isek; pedalın bir turu “Gün” ü tekerin dört “Gün” ü oluyor! Pedaldaki hız, tekerlektekinden daha az olduğundan tekerlekde, zaman daha hızlı olur; pedalda, daha yavaş. Bir üst felekte ise mesela bu olay Dünya mekanında ise 24 saat sürer bir tur! Kafamız karışmasın; bir böcek pedalda yaşıyor ise zaman hesaplaması izafi olduğundan bir dönüşe bir “Gün” der! Tekerde yaşayan böcek ise arkadaşına göre 4 kat daha fazla bir hesap yapacaktır; fakat tüm mekanı etkileyen üst felek yani Dünya zamanı, ikisi için de bir üst felekten bakınca aynı olacaktır! Nereden bakıldığına bağlı çünkü! Dünya’nın bağlı olduğu Güneş felek sisteminin de topluca bir dönüşü var ve onun da bir yılı mesela Dünya hesabıyla yaklaşık 26 000 yıl olur! Daha üst feleklerde bu zaman ve mekan göreceliliği düşüncede gözlemlenebilir! Öyle ise bir üst felek bir alt feleği zaman ve mekan olarak kapsıyor! En kapsamlı felek, hepsini kapsar ve zaman ve mekanın da hükmü kalmaz o boyutta. İşte zaman ve mekandan münezzehliğe doğru bir bakış… Fiziki örneklerde takılmadan metafizik boyutunu düşünelim, anlarız işi…
“Zerre, küllün aynısıdır aynasıdır! ” hakikatini akıldan çıkarmadan konuyu anlamaya çalışalım, diyorum. Maddenin plazma yapısı da unutulmasın, katı sanılan maddeler de aslında bulutsu bir yapıdadır mekan boyutunda! Şimdi paralel evrenler konusunda konuşabilirim!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Vicdan

Kelime manası olarak; “Kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç.”

Vicdan kişisel bir algı üzerinden kişisel bir yargı sağlar! Yani birey, vicdanı kendi algısıyla oluşur! Bu algı, genlerle aktarılan bilgilerle devir alınır ve ortam, zaman, zemin göreceliliğinde işler! “Ben” in tercih biçimini de belirler!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Vitrin

En gösterişli ürünler vitrine konur, bazısında “Teşhir içindir, satılmaz! ” levhası bile vardır! Aslında vitrindeki ürünler, raftaki ürünlerin örnekleri olarak bilinir! Günümüzde vitrinlerde raftaki ürünler yerine nostaljik, antika eşyalar veya modern bir dizayn vardır! Raf ile vitrin arasında uçurum vardır anlayacağınız!

İnsan davranışlarında da bu vitrin ile raf arasındaki uçurum gözlemlenebilir! Vitrin davranışlar, genelde söylem ve tekrarlanan eylem şeklinde vitrinde yerini alır! Yani kişi olduğu değil de olması gerektiğini düşündüğü davranışları vitrine koyar! Bunu vitrin davranışları bazı göstermelik yaşıyormuş gibi yapar bazı da sadece vitrinde tutar! Özünde çok daha farklı bir yaşamı yaşar ama vitrindeki toplum genelinin kabul ettiği yaşam tarzını ve öğretisini tutar! Bu şekilde vitrinde övdüğü davranışları yaşamaz ama yerdiği davranışları özde yaşar! Bu hal öyle bir yansır ki bazı kişi bir davranışı kendi yaşarken aynı davranışı başkasında yerer! Bu çok acayip bir şey aslında! Övdüğü veya görünüşte yerdiği her ne ise yerdiğini özde yaşar, övdüğünü de vitrinde saklar!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Yapan Bilir Kendi Şifresini Koyar

Geri toplumlara bakın; onlar, maddi alanda da manevi alanda da hiçbir şey üretmezler! Kullandıkları teknolojik ürünler, ileri toplumların ürünüdür; dinleri ise Orta Çağ üründür!
Ne din üretmişlerdir ne de teknoloji! Hazırı alırlar ve hazırla yol almaya çalışırlar! Bunun sakıncasını anlatacağım.

Teknolojik olarak ilerlemeyen ve üretmeyen toplumlar, hazır teknoloji aldıklarında o teknolojiyi kullanırken ürünü üreten ileri toplumların yazılımına bağımlı kalırlar! Bunun sakıncaları nelerdir! Askeri bir teçhizat ya da silah ya da uçak bunun ateşleme yön bulma sistem yazılımı üretici ileri ülkelerin kendi kodlamasına uygun çalışır. Bu da şu demektir; bu silah her ne ise mesela uçak, tüm rota ve ateşleme sistemi uydudan yönlendirilebilir ve uçağın, füzenin istenmeyen yöne gitmesi ve istenmeyen ateşleme yapması hatta yerinde infilak etmesi bile sağlanabilir!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Yapay Sevinç

Robotlara yapay zeka yüklenir; hangi etkiye hangi tepkiyi göstereceği bir program ile robota yüklenir. Hatta öğrenen yapay zekalar bile programlanıyor…
Yapay zeka teknolojide akıllı araçlarda son dönemde sık görülüyor; akıllı telefon, vb.

Yapay sevinç, olumlu ise mutluluk; olumsuz ise üzülmek şeklinde nasıl hükmediyor insanların hayatına onu irdelemek istedim! İstenirse toplumlar lezzet ve elem deveranında güdülenebilir! Yani egemenler toplumu bu şekilde, yapay üzüntüleri yapay sevinçlere çevirerek çok kolay yönlendirebilir!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Yaratılan Algılanır

Evrendeki tüm varlık sahası üzerindeki “Varlık iddiası”, algılamaya dayanır! “Bir şey vardır! ” dendiğinde o şey, algılanmalıdır! Bu algılama, soyut veya somut olabilir! Yani bir varlık, iddia edilmiş ise somut ya da soyut algısı da olmalıdır! “Bir şey var ise yaratıcısı da vardır! ” Bu durumda bir “Varlık”, bir de “Yaratıcı” söz konusu! Teklik, kalmaz! “Varlığı iddia edilen şeyin, yaratıcısının olması gerektiği” tezi şöyle bir sonuç da doğurur! Var olduğu iddia edilen “Yaratıcı”, varlık ise onun da bir yaratıcıya bu mantıkla ihtiyaç vardır! Bu dahi “İlah” anlayışını doğurmuş. Yani bir şey var ise onun “İlahı” da vardır denmiş. “İlah değil, Allah var” konusu da bu ikiliği teke indirmek içindir! Yani Allah, bizatihi vardır, yarattıkları ise onun varlığına dair algılananlardır! Bu algılama şirk üzerinden olunca işler karışır ve tüm algılama ikiliğe düşer! Tek olduğunda algılanan da yaratıcıdan olur ve algılanan için ayrı bir “İlah” gerekmez! “İlah değil, Allah var” hakikatine teklik üzerinden ulaşılabilir!

“İlah değil, Allah var” konusu önemli. İkincil aranan, “İlah” oluyor. Bu ikincil aranana “Allah” da denilse, “İlah” gibi düşünüldüğü için “İlah değil, Allah” hakikatine isimden ulaşılamıyor! Bu hakikate teklikten ulaşılır ve isim, teklik olmaksızın sonuca ulaştırmaz! “Bir şey yapan olmazsa, olmaz! ” söyleminde bile şirk var. “Şey” ve “Yapan” ayrımında şirk var. “Bir şey yaratıcı olmadan olmaz” dendiğinde yani “Var ise yaratılmıştır” dendiğinde “Yaratan” ile “Yaratılan” ikiliği var. Muhal bir durumu şöyle görmek mümkün; bir varlık, “Yaratıcı” olmadan var olmaz ise yaratıcı da kendisini yaratan ikincil varlık olmadan olmaz. Bu durumda da “Yaratan, önce kendini yaratır” denir! Yine “Başlangıç” konusu zihinde halledilmiş olmaz! “Ezeli-ebedi” dendiğinde, başlangıcı olmaz; sonu da olmaz! Bu durumda da “Yaratılmış” olmaz! Bunun yerine “Her varlık bizatihi vardır” yani “Yaratan” tektir! Yaratıcı kendisi de bizatihi vardır, yarattıkları da O’nun algılanmasını sağlıyor! Algılananlar, algılamaya göreceli olur ve “Var” olduğu söylenir! Aslında “Hiçlik”, potansiyel olarak her şeyi kapsar; algılama ile doğurur, yaratır. Yarat senin olsun. Hayrını gör gibi. Yani “Yaratan” bizatihi kendini göstereni yaratır, yani yarattığının hayrını görmek maksadı vardır! Yoksa abesle iştigal, muhaldir! Her varlığın varlığının iddiası zaten algılamaya dair olur! Soyut veya somut olarak algılandığında varlığı iddia edilir; varlığı iddia edildiğinde de göreceli olarak yaratılmış olur! Yani “Yaratmak, Allah’a mahsus! ” yaratılanı gözlem ile gözlemciye göreceli açığa çıkarıp varlığını iddia etmek gözlemcinin soyut veya somut algısıyla olur! Bu algılamaya “Gözlem” denilir ise gözlenen de tek olacak! Yani gözlem, ikincil bir gözleneni açığa çıkarmayacak! “Yaratılanı gözlemek”, “Yaratanı gözlemek” olarak tekleşecek! Gözlenen ile gözleyen dahi teke inecek! Böyle bir seyirde “Şirk” yer bulamayacak!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Yasak Meyve

“Yasak meyve” nedir? Meyvenin adı konusunda farklı cevaplar verilebilir ama aslen meyvenin adı önemli değil; “Yasak meyve” ile ne tür bir uyarı veriliyor o önemli! İnsanı bu meyve nasıl aslından uzaklaştırıyor onu aramak gerekir diye düşündüm.

“Evvel ADEM yanıldı, uçmakta buğday yedi” Yunus Emre

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Velisi Bulunduğu Yetim İle Evlenmek!

Kuran her döneme, her asra bakar! Doğru yorumlanırsa her derde deva! Yanlış yorumlanır ve zaman, mekan ve insanlığın gelişim seyrine dikkat edilmeden, güncelleme yapmadan anlaşılmak istenirse de bazılarını komik duruma düşürür! Bu kuranın ne kadar kapsamlı bir kaynak olduğunu gösteriyor! Eski zamanda uygulananları günümüze aynen taşıyanların içine düştüğü çıkmaz da yine kuranın harikalığından. Münafıkları komik duruma düşürerek teşhir eden de kurandır! Allah’ım ne muhteşem bir kaynak vermişsin ki onunla bazıları arşa yükselirken bazıları da sefil oluyor!

İşaratül-İcaz | Münafıklar Bahsinden bir bölüm.

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Vesile

İnsanı O’na yakınlaştıran her şey “Vesile” kapsamındadır!
Tüm evren ve algılanan her şey vesiledir!
Biz, birbirimize vesileyiz!
Vesileleri teperek yol alınmaz!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Uzaylılar

Uzaylılar konusunda pek çok kitap yazıldı, söz söylendi. Eski kadim ve kutsal kaynaklarda onlardan bahsedilmiş! Ben, bu konuda teknik ve bilimsel veriler sunmayacağım; bu konuda bildiğim kadarıyla felsefe yapacağım!

Önce şunu bilmeliyiz ki her şey hiçten var oldu. Hiçin potansiyelinde olmayan açığa çıkamaz!
İlk madde, cevher, öz; her şey tekten çıkıyor! Öz maddede görünüyor. Kısaca her şey, tek bir şeyden çıkıyor!

Devamını Oku