Ahmet Bektaş Şiirleri - Şair Ahmet Bektaş

Ahmet Bektaş

Sahip

Bir neslin tüm kökeni ve şahsiyeti silikleştirilmiş. Eski Afrika'da siyahlar beyazlara "Sahip" diye hitap ederdi. Köle olduğuna inanmışlardı. Eski çağ efendilerine köle olmakla övünen insanlar türeyince nesil de güme gidiveriyor... Orta Çağ efendilerine köle olan insanlar... Bu çok zor bir durum...

Aslında dinler konusunda çok daha eski kaynaklardan gitmek gerek. Mesela İsrailoğullarının "Seçilmiş" ırk kavramından bakarsak dinler bozulunca ya da güncel anlayışa uygun olarak anlaşılmayınca insanları mahvetmiş. Tamir ederken, bozmuş ama o zamanında tamir etmiş elbet! Sonrasına yansıyınca bozuluyor iş. Bunu Hıristiyanlar için düşünürsek "Haçlı Seferleri" konusu var Müslümanlar için ise mezhep kavgaları ve iç menfaat kavgaları ön plana çıkıyor. Yani din düzeltmek için var ama güncellenmezse bozuyor uzun vadede. Bu ayara benziyor terazinin kefesini ayarlarken her seferde biri az ağır olunca denge için kullanılan gramlar artıyor. Aslında son peygamberle aracılık, son kitapla da kutsal kitap dönemi tamamen kapandı. Yenisi olmayacak, aracı da kutsal kitap da olmayacak. "Kitaplara iman ve peygamberlere iman" rüknüne de dikkat etmek gerek! bir de Fussilet suresi 43 de bahsi geçer. Son peygambere verilen bilgiler ile öncekilerin aynı olduğu bahsi var. Yani değiştirildiği için aynı bilgiler yenilenmiş. Bu nedenle "Kitaplar ve peygamberlere iman" rüknü var. İnanç konusunda zaten insan özgür olmazsa onunda bir anlamı kalmaz. "Senin dinin sana benimki bana " konusu bunu hallediyor aslında. İnsanlar bunu iyi anlayıp din ve mezhep savaşına girmezse din sorun çıkarmayacak.

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Popüler Alan

Tutulan, genel, yaygın, çoğunluğun tercihine dair olan!

Popüler olan kişiler, görüşler, tavır ve davranışlar, gerçekte “Doğru” olanlar mıdır?
Bir şey, popüler ise genel olarak insanı “Doğru” yönde etkiler mi?

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Prenses

Bütün prensesler asildir, hem de güzel.
Saf, temiz, masum…

Beyaz atlı olmalı elbet prensler.

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Quantum Fizikteki “Çifte Yarık Deneyinden” Çıkarımlar

Deneyi Hatırlayalım: Bir duyarlı levha önüne bir engel konuyor ve engelde dikine bir yarık aralık var! Bu levhaya doğru atılan cisimler (bilye veya top olabilir): bu yarıktan geçenler arka levhada bir çizgi oluşturuyor! Bunu su dalgalarıyla yapınca da tek yarık olduğunda yine bir çizgi söz konusu! Bunu iki yarık yan yana olarak deneyince top ve bilye ile arka planda iki çizgi oluşuyor! Çift yarıkta su dalgaları ile denendiğinde arka planda bir girişme modeli oluşuyor bu iki çizgi değil de daha fazla çizgi! Dalgalar yarıktan geçtikten sonra birbirleriyle kesişiyor ve arka plana girişme modeli yansıyor! Bu ışık ile denendiğinde (Işık, hem dalga hem tanecik gibi davranıyor) yani ışığı çift yarıktan yansıtınca girişim modeli oluşuyor eğer gözlem yapılır ise gözleme dayalı bir etki oluşuyor ve ışık tanecik gibi davranıyor. Özeti bu; yani Quantum alan, gözleme dayalı işliyor! Quantum alanda teorik olarak bilinen en küçük parça “Sicim” buna “Zerre” diyebiliriz ama zerrenin bilinmeyen çok yönünün olduğunu unutmayalım! Aslında zerreyi anlamak, evrenin tamamını anlamakla mümkün! Ne de olsa bir zerre evrenin tüm özelliklerini potansiyel olarak taşıyor! Evreni anlamak nasıl zor ise zerreyi anlamak da aynı ölçüde zor olacaktır!

Evrendeki kurallar, küçükte ve büyükte aynı işler! “Zerre küllün aynısıdır, aynasıdır! ” şeklinde! Bir sicim aslında evrenin aynısı ya da aynasıdır! Yani boyut kazanmış bir çizgi çember olmak durumunda! Çemberin özelliklerine bakalım kapalı bir şekil ama genişleyebilir durgun suya atılan bir bilyenin oluşturduğu dalganın büyüyerek genişlemesi gibi!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Rab Algılamasındaki Süreç İşletilmelidir!

Rab algılamasındaki süreç doğru okunmalıdır!

İnsanın kişiliği nasıl ise "Rab" algısı da ona görecelidir. Rab algısı, Rabbulalemin'in yani asıl olanın, bireyin kabiliyeti nispetinde algılanmasıdır! Yani kişinin Allah algısı, kendi kabiliyetince olacaktır! Bundan şöyle bir sonuç çıkar; herkesin "Rab" anlayışı aynı olmaz! Bu nedenle bazılarının "Rab" algısında, hacıyatmaz gibi her durumda yüzsüzce duruş sergilemek vardır; ya da zeytinyağı gibi üste çıkmak. Bu kendi Rab algısının kendisini aldatmasıdır! Rab algısı Rabbulalemin gerçeğine ne kadar yakın ise kişi o kadar marifet kazanmıştır. Uzak ise o nispette yüzsüzlük ve cehalet kalmıştır!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Orta Çağ Argümanları

Zihni özgür ve aklı reşit olmayan beni anlayamaz...

"Seçilmiş ırk ve seçilmiş kişiler olmasa insanlık yok olur! " Bu söylemler eskidi. Ama hala kullanalar bunu fark edecek mi?

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Öngörü

Öngörü, zamanın ruhunu anlayıp olayların gelişimine dair bir kanaat oluşturmaktır, Yargıya varmak değildir! Öngörü, nihai değildir ama yargı nihaidir! Öngörü ile önyargı farklıdır! Önyargı, olay henüz olmadan ve ne şekilde olacağı Kuantum alanda belirsizken durumu yargıya göre belirlemektir ki bu aslında olaylara müdahale anlamına gelir. Ön yargı, olayları daha olmadan belirsizlikte iken sonuca dair yapılan müdahale gibidir! Kuantum fizikteki “Çifte yarık deneyi” sonuçların ön yargılardan etkilendiğini gösteriyor! Yani Belirsizlikte önyargı ile bir belirleme yapılıyor ve bu belirleme, sonucu etkiliyor! Öngörüde ise yargı olmaz! Öngörü, kuantum alandaki belirsizliği önyargı gibi belirlemeye yönelik değildir! Öngörü, muhtemel olasılıkları değerlendirmektir, belirlemek değildir! İkisinin arasındaki ince çizgi çok önemli! Öngörüde ihtimaller, önyargıdaki gibi sınırlanmaz! İhtimaller, kuantum alandaki belirsizliğinde bırakılır ve muhtemel sonuçlar öngörülür!

Önyargı ile hükmedilemez ama öngörü ile muhtemel olasılıklar ve sonuçlar hakkında tedbir almak ya da sonuca dair hazırlanmak mümkündür!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Onur

“Onur”, Fransızca; honneur! Türkçe; 1. isim İnsanın kendine karşı duyduğu saygı, şeref, öz saygı, haysiyet, izzetinefis!

Bir arkadaşım ile sohbet ederken bana; “Sen her şeye izafi, göreceli diyorsun! ” demişti! Ben de ona; “Bana izafi olmayan bir şey söyle ya da göster; bana söyleyeceğin veya göstereceğin her şey, sana ya da bana izafi olarak algılanacaktır! ” demiştim!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Örten

Hakikati perdelemek ve örtmek için çaba sarf edenler, bu kapsamda!
“De ki: "Ey Kâfirler! " ﴾ 1﴿ "Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem." ﴾ 2﴿ "Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz." ﴾ 3﴿ "Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim." ﴾ 4﴿ "Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz." ﴾ 5﴿ "Sizin dininiz size, benim dinim de banadır." ﴾ 6﴿ Kafirun Suresi; Diyanet.
Buradaki “Ey kafirler! ” kimler? Genel olarak kişi kendini bu kapsamın dışında tutup, istisna edecek ve etrafta “Kafir” arayacak bu hitabı üzerinden atmak için! Bu sık rastlanan durum çünkü “Kafir” dendiğinde İnkar eden anlıyor da ondan! Kendisi inkar etmediği için kafir arıyor hariçte, sure de onu uyarmıyor şeklinde düşünüp hariçte kafir arıyor bu suredeki ikazı üzerinden atmak için! Oysa sure “Örten” kapsamında herkes için geçerli!
“Kafir” “Örten” manasından, yani hakikati örten manasından bakılınca kapsam o kadar genişler ki tüm inanalar da bu kapsama dahil olurlar! Yani hakikati örtenler sadece “Kafir”ler değil, kim örterse hakikati bu kapsamdaki ikazdan payını alır!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Özlü Sözlerle Laf Sokmaca

Eski zaman filozofları veya din adamlarının kalıplaşmış, “Doğru” kabul edilmiş sözleri vardır. Kimse o sözleri irdelemek istemez çünkü o sözleri toplum “Doğru” kabul etmiştir! Yanlışlığını iddia etmek kimin haddine! İşte o sözleri rastgele kullanarak o sözlerin söyleniş amacını aşmak var! Ben bunu yazacağım.

"Suskunluğum asaletimdendir, her lafa verecek cevabım vardır ama bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adamı mı diye" Mevlana sözü olarak bilinir!
Bir şiir sitesinde bir konuda tartışıyorduk! Ben bir konuda “Uç” sivri bir fikir beyan edince genç bir kız bana bunu yazdı; “Suskunluğum asaletimdendir, her lafa verecek cevabım vardır ama bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adamı mı diye". Ben de dedim ki; “Hakaret ediyorsunuz! ” Eleman ne dese beğenirsiniz; “Bu söz benim değil, Mevlana’nın sözüdür, Mevlana sözünü yazmak hakaret değildir! ” İşte bakın her söz her yere yakışmaz!

Devamını Oku