Aşama
“Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” Ahmet Haşim
İnsan, “İnsan” olma yolunda ilerliyor! Er ya da geç bu süreç içersinde ya uçarak, ya koşarak, ya yürüyerek, ya da sürünerek ilerliyor. Buna ister “Evrimsel süreç” ister “Terakki” diyelim.
Bir garip sevdadayım, anla beni.
Kayboldum yollarında, bul beni.
Hasretim bir tek sözüne, duy beni.
Sana çok yakınım; ne olur, gör beni.
Acılar tükendiğinde
Gelir Mutluluklar;
Can içinden yeni can…
Olgunlaşınca arzular
Biter arayışlar;
Çekirge
Üç hakkın var!
Son hakkını da kullan, zıpla!
Üçüncüde ya uçarsın ya da!
Kalırsın ikide!
Cem
Rahman ve Rahim cem oldu besmelede…
Rahman eril, Rahim dişil; bu iki esmayı aşk ile birleştirmek ise cem.
Edep
“Edebiyat ne ahlakidir, ne de gayri ahlaki; edebiyat la ahlakidir! ” Bir edebiyat hocası söylemiş ismini bulamadım. Bu sözü çok severim. Edebiyatçı sadece ahlaki şeyleri yazmak zorunda olmadığı gibi sadece ahlaksızlığı da yazmak zorunda değildir. Edebiyat “La ahlaki” yani ahlaktan ayrı değerlendirilir. Edebiyatçının edepli olması, verdiği mesajın edebine dairdir. Yoksa kendisi halka göreceli “Ahlaklı” olmayabilir. Zira birinin “Ahlaklı” dediğine bir başkası “Ahlaksız” diyebilir. Edebiyattaki edep, kelimelere edep vermektir. Yoksa edebiyatçı edepsizliği de konu eder, yazar!
Ahlak, zaten göreceli. Toplumsal kabullere göreceli!
Nilüfer
Hasat zamanı.
İlk ve son hepsi elimizde…
Ellerin ne güzel.
Güneşe bakmıyorum gözümü alıyor,
O Ben Miyim?
"Ben kimim? " şeklinde kendimize sorduğumuzda aklımıza gelen ilk cevaplar eskilerin öğrettiği bilgiler oluyor. Allah'ın kulusun, o toplumdaki inancın ekseninde veya ebeveyne göreceli olarak peygambere tabisin şeklinde! İnsanın evrimsel süreci üzerinden kendini sorgulayan da olacaktır. Bu cevapları duymadan, etkisinde kalmadan ateist bir ortamda İbrahim peygamber gibi kendini, Rabbini sorgulayanda var mıdır? Bilmem.
İletişim araçları insanın diğer insanlarla etkileşmesini daha da kolaylaştırması ezber bilgilerin sorgulanmadan kabulüne de sebep olabilir, oluyor da. İnsanlar "Orta Çağ" bilgileriyle yol bulmaya çalışıyorlar. Frekansı çok olan bilgiler diğerlerinin önüne geçiyor. Bu frekans bilginin doğruluğuyla orantılı olmayabilir. Çok hızlı yayılan bilgiler var ki sonradan önemini kaybediyor. Dünya üzerinde kabul görmüş filozoflar ve dini önderlerin tamamı "Orta Çağ" da yaşamış ve yazdıkları, buldukları, getirdikleri günümüze ışık tutuyor. Hatta insanlar kendi aralarında kıyas yaparken bu filozof, din adamı ve önderleri asla geçemeyeceklerini öngörüyor. Bu öngörü kişinin inancı mıdır, yoksa gerçekten tüm insanlık "Orta Çağ" üzerinden mi yönetiliyor? Allah evrensel planı "Orta Çağ"ı tüm çağlara örnek olarak mı dizayn etti? Orta Çağ gerçekten bu kadar önemli mi? Çünkü öncesine ait bilgiler zaten çok eksik. Sonrası da zaten "Orta Çağ" a endekslenmiş. Bu durmda eski ve yeni güme gidiyor. Şöyle mi anlamalı; eski çağlar, çocukluk; orta, gençlik; son dönem yaşlılık. Bir insanın en verimli çağı orta yaşları gibi düşünülürse şöyle bir sorun çıkar; insanın en tecrübeli çağı 40 üzeri, gençliğinden sonraki yaşlılığa meyil çağıdır. Yani ortalama insan ömrünü 63 yıl alırsak; 21 e kadar çocuk, 42 ye kadar genç, 63 e kadar da yaşlılık olur. Bu durumda 40 ve üzeri en olgun çağ olur. Yani son dönem. Bunları yazmamın nedeni; "Orta Çağ" a takılı kalmayalım da insanlık olarak düşünüp, çalışıp, akledip yeni şeyler üretelim.
Yaşam hareket ister,
Çentikler atar bedene...
Noktalar koyar ömür sahifesine;
Beyazdan siyaha...
Sen, sana ait misin?
Kendini bilmelisin.
Kıskançlık Konusu
Descartes kıskançlığı kısaca, “Sahip olduklarını koruma isteğinden kaynaklanan bir tür korkudur.” Şeklinde tarif eder.
David R. Mace “Normal kıskançlık, pek çok evliliği kurtarmış bir emniyet sübabıdır. Anormal kıskançlık ise yıkıcı bir saplantıdır ve tedavi edilmesi gerekir.” demektedir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!