Cennete gitsem
Kızarmış yağ kokusu gelecek burnuma
Eğildikçe ömrün çiçeğine dudağına
Ve hızar sesleri duyacağım arka sokaklardan
Kumrular olmayacak sabahları damlarda
Kirli sakallı yaşlıca bir adam tütün içecek karanlıkta
Anlayamıyorum
Yellerin esmesini boşluklarda
Bir varmış bir yokmuş
Biri varmış artık yok
Yok
Nefes almasına doğdu
Yürek yanmasına sevdi
Karın tokluğuna çalıştı
Toprak olmasına öldü
susma
bir cinayeti gören duvarlar gibi
parmaklarının ninnisiyle
beşik gibi sallanıp
kabuslara acıkmış
Düştüğü aşkın şeklini almıştı güzelliğin
Ellerini kalem gibi ellerine almış
Dudaklarını boyuyordu
Şımarıyordu kırmızı
Aynada gördüğün yabancıydı sana
bir kıpırdaşma başladı yine
bilirim
bir yaradan akan kan gibi akıyordur su
karlardan kopup doruklarda
Sanki gün
Aklın suyunu bulandıran çamurdu da akşam olunca çöktü
Çöktü ama dibe değil
Damlara, şemsiyelere, duş almış da kurumuş saçlara çöktü
Dalgaların tepelerine, yelken direklerine
En arkada karardıkça kararan boğa sırtlarına çöktü
Bıçaklar kurbanlarını arıyor
Onbeş yaşındaki ellerde
Gecenin soğuğunu içine cekmiş bıçaklar
Ilık terli nasırsız çocuk elleri
Eksik anlatırsam diye çekine çekine…
Hani kayalıklarda oturursun da
Minik dalgalar kayaları gıdıklar
Orasına burasına dokunur
Lick lock gup
Kaybettim ya
Boş sokaklar yine beni bekliyor
Boş boş dolaşmam için.
Ufka bakıp bakıp dalmam için
İstanbul'un kıyıları yine beni bekliyor.




-
Dilruba Taşkıran
Tüm Yorumlarkısa ve öz