Adana'nın kara sıcağında pamuk ırgatlığı yaptığımız yıllardı. Daha on beşinde bıyığı terlememiş bir çocuktum.
Babamı kaybetmiş, ölümün ne demek olduğunu henüz öğrenmiştim. Ama yoksulluğun ne demek olduğunun halâ farkında değildim anlaşılan.
Yedikardeş, bir annem, bir anda bütün zor şekli ile fakirliği tanıdık. Annem evin reisi olmuş, bildiği tek iş olan pamuk toplamaya ailecek bizleri de götürüyordu. Beyaz altını toplamak için henüz güneş doğmadan traktörlerin römorklarına komşularla birlikte,
Çocukların bağrışmalarıyla doluşurduk.
Ne garip,eskiden böyle değildi.Ölümler çok ucuzladı be kardeş,iş sayıya bindi.
Ölüm sayısı azalınca artık bir başka seviniyoruz.Ölüm sözcüğünü çoktan kanıksadık.Ölmek çok doğal biliyoruz!
Yaşamak,bir evin köşesinde oturmak,televizyon seyretmek,yemek içmek oldu.Çoktan unuttuk biz kardeş, arkadaşı dostu!
Saklayın çocukları kötülerden
Saklayın çocukları ölümlerden
Hiç savaşa sokmayın çocukları
Ayırmayın çocukları annelerden
. Salih Çavuş, bir çınar ağacının gölgesine oturdu. Başındaki kasketini çıkardı, elindeki mendili ile yüzünün terlerini iyice sildi. Salih Çavuşun yüzüne serinliğin verdiği bir rahatlama gelmişti.
Gözleri daldı Salih Çavuş’un, hayata hep bir beklenti ile başlamıştı. Hep rahat edeceğim diye çabalamıştı. Okumakla geçmişti yılları. Evet, okumak iyiydi ama ekmek peşinden koşmak lazımdı. Bir bir okulları bitirdi Salih çavuş, Öğretmen olacaktı, bir türlü atanamadı. Yaşı almış başını gidiyordu, evlenmesi lazımdı, kimse yüzüne bile bakmadı.
Nasıl geçti yıllar diye hayıflandı Salih çavuş, Başına kasketini koyarken, geçmişe yeniden daldı. Orda burada çalışmaya başlamıştı, Okuduğunu kimse ti ‘ye almamış, kültürlü ama işsiz kalmıştı. Yıllar geçti böyle Salih çavuşun başından evlenememiş, işte bulamamıştı.
Salih çavuş gözlüğünü çıkarttı gözlerinden, özel bir Eğitim kurumunda nasıl bir iş bulduğunu hatırladı. Hizmetliydi, kurumu temizliyordu baştanbaşa ama bunada şükür diyordu. Bu iş sayesinde bir kız bulmuştu, çalışıyor diye vermişlerdi Salih çavuşa, sonunda evlenmişti.
Mor sümbüllü dağlar vardı kalmadı
Güzellikler fanidir dost aldanma
Methiyeler düzmüşlerdi olmadı
Yürü dostum sen boşuna sallanma
Varlığın son demlerini yaşıyorum şaşkın!
Yırttım bütün haritalarını yalan dünyanın.
Çaresizliği tanıyorum çok eskiden beri...
Elbet yıkılır diyor yaşama saltanatın.
Toplumumuzda yapmacık ve göstermelik insan ilişkilerinin tavan yaptığı bir dönemde yaşıyoruz.
İnsanın,samimiyet sen nerdesin? Diye bağırası geliyor.
İnsan ilişkileri "mış"gibi davranış modellerinin üzerine kurulmuş durumda. Kimin hangi maskesini,
Ne zaman taktığını kestirebilmesi çok zor.
Dolu dizgin gittiğin yollarda,
Söğüt ağaçları kalmamış.
Yerinde yeller eser olmuş
O güzelim beldenin.
Yüreğimin en temiz yerinden öp.
Saçlarımın en dağınık yerlerinde
Gezinsin ellerin.
Bana sımsıkı sarıl,
Sana ihtiyacım var.
Sen uzak diyarların sıcak güneşi
Her bakışında eritiyorsun beni
Ne zaman üşüsem,
seni aklıma getiriyorum.
Senin bakışınla kavrulmak,
Bir köy pınarından su içerken




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!