Yavaşça sokuldu kedi, pantolun paçasına sırtıyla sürtündü adamın. Başını kaldırıp baktı, tepki ölçer gibiydi. Kuyruğunu oynattı kedi sevilmeyi istediği o kadar çok belliydi.
Birazda aç ve susuzdu tabi ki sarı kedi.
Farkında değildi adam kedinin. Vardı kendine göre meşguliyeti. Tepkisiz oluşuna aldandı kedi, koskoca adamın. Adam hissetti bacağında kediyi. Tekmeyi yedi kedi. Nasıl acıdı canı nasıl? Kaçtı başına ağacın, baktı adama hırçın hırçın. Bir miyav dedi ki kızgın kızgın, kedi sanki delirdi. Adam bakmadı bile kediye işine devam etti. Atladı yan havluya acıyla sarı kedi. Onu küçük bir çocuk gördü
Gel pisipisi dedi kediye, Ufacık elleriyle kediyi çok sevdi. Gitti içeriye çocuk ekmek, su getirdi verdi kediye. Salladı kuyruğunu doymuştu kedi.
Teşekkür eder bir hali vardı. Atladı çocuğun kucağına oyunlar oynadı. Sonra yoruldu kedi, sonra bir köşeye kıvrandı.
Yeni terliyordu hüsonun bıyıkları. Yaşı on yedi ya var ya yoktu. Gerçek olan bir şey vardı ama o da Aşk, hüsonun kapısını ilk kez çalmıştı.
Onu görünce heyecan kaplıyordu yüreğini. Onu görmeden edemiyordu. Hele bir kez ahırda tavşanları severken, eli eline değmiştide, o an yüreğinin yerinden çıktığını sanmıştı.
Gecelerin sabaha ulaşmadığına o günlerde tanık oldu hüso. Hayallerinin en güzel yerlerinde hüsrana uğrasada hüso, hayatından çok memmun ve çok mutluydu.
Çocuktu, masallar dinleyerek büyüdü sarı selim. Bilgisayar, Tablet, internet. Tabi ki o zamanlar bu saydıklarımın hiç birisi yoktu. En popüleri radyoydu yaşadığı yerin. Siyah beyaz, tek kanallı televizyonlar sadece zenginlerde olurdu.
Akşamları hikâyeler anlatırdı dedesi selim gile. Hepsi dedesinin etrafına toplanırdı. Zaman nasıl geçerdi fark edilmez, bazen heyecanla bazen korkarak masallar dinlenirdi. Dedesi "Bir gece ırmağın kıyısına gitmiştim, birde ne göreyim! Sacları bellerine kadar inmiş, ayın aydınlığında par par parlayan çok güzel Bir kız görmeyeyim mi? Arkası dönüktü bana yüzünü dönünce ne göreyim! Burnu olmayan bir cindi bu! Hemen kaçtım oradan ama cin çarptı beni, aylarca kendime gelemedim diye de pekiştirme yaparak anlatmaya başlamaz mı? Selim ve kardeşleri nasılda korkudan birbirlerine sarılırdı. Ya selimin dayısı, “atlılar, tıkırtısı tatlılar. Sen bana küseleş, ben sana küseleş "diye öyküye başladığı zaman bütün yeğenlerin başkahramanları dayıları olurdu.
Pazar günleri sarı selim ve kardeşleri, ellerinde radyolarla maç dinleyen gençleri, oya işlerken arkası yarın dinleyen kızları görünce bir an önce büyümek isterler, yarınları iple çekerlerdi.
Bayram sabahlarındaki çocukluk heyecanını,
Bir gün, bir çardağın köşesinde yedi küçük kedicik annelerine sarılmış yatıyordu. Kediciklerin en küçüğü olan Sarı Yavru Kedi, mırlayarak annesine sordu:
— Anneciğim, ne düşünüyorsun böyle kara kara? dedi.
Anne kedinin yağmurdan ıslanmış tüyleri gerçekten de kapkaraydı. Önce yavrusunun başını yaladı, sonra iç çekerek:
— Hava yağmurlu… Sığınacak bir yerimiz yok. Yedi kardeşinle nasıl ısınacağız, onu düşünüyorum, dedi.
Saklayın çocukları kötülerden
Saklayın çocukları ölümlerden
Hiç savaşa sokmayın çocukları
Ayırmayın çocukları annelerden
. Salih Çavuş, bir çınar ağacının gölgesine oturdu. Başındaki kasketini çıkardı, elindeki mendili ile yüzünün terlerini iyice sildi. Salih Çavuşun yüzüne serinliğin verdiği bir rahatlama gelmişti.
Gözleri daldı Salih Çavuş’un, hayata hep bir beklenti ile başlamıştı. Hep rahat edeceğim diye çabalamıştı. Okumakla geçmişti yılları. Evet, okumak iyiydi ama ekmek peşinden koşmak lazımdı. Bir bir okulları bitirdi Salih çavuş, Öğretmen olacaktı, bir türlü atanamadı. Yaşı almış başını gidiyordu, evlenmesi lazımdı, kimse yüzüne bile bakmadı.
Nasıl geçti yıllar diye hayıflandı Salih çavuş, Başına kasketini koyarken, geçmişe yeniden daldı. Orda burada çalışmaya başlamıştı, Okuduğunu kimse ti ‘ye almamış, kültürlü ama işsiz kalmıştı. Yıllar geçti böyle Salih çavuşun başından evlenememiş, işte bulamamıştı.
Salih çavuş gözlüğünü çıkarttı gözlerinden, özel bir Eğitim kurumunda nasıl bir iş bulduğunu hatırladı. Hizmetliydi, kurumu temizliyordu baştanbaşa ama bunada şükür diyordu. Bu iş sayesinde bir kız bulmuştu, çalışıyor diye vermişlerdi Salih çavuşa, sonunda evlenmişti.
Mor sümbüllü dağlar vardı kalmadı
Güzellikler fanidir dost aldanma
Methiyeler düzmüşlerdi olmadı
Yürü dostum sen boşuna sallanma
Varlığın son demlerini yaşıyorum şaşkın!
Yırttım bütün haritalarını yalan dünyanın.
Çaresizliği tanıyorum çok eskiden beri...
Elbet yıkılır diyor yaşama saltanatın.
Toplumumuzda yapmacık ve göstermelik insan ilişkilerinin tavan yaptığı bir dönemde yaşıyoruz.
İnsanın,samimiyet sen nerdesin? Diye bağırası geliyor.
İnsan ilişkileri "mış"gibi davranış modellerinin üzerine kurulmuş durumda. Kimin hangi maskesini,
Ne zaman taktığını kestirebilmesi çok zor.
Dolu dizgin gittiğin yollarda,
Söğüt ağaçları kalmamış.
Yerinde yeller eser olmuş
O güzelim beldenin.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!