Okumak yok, sorgulamak yok, zora gelmek yok, mücadele yok. Oturduğun yerden
Ahkam kesmek mi?
Çok şükür! herkesin uzmanlık alanı o. Ha birde!
Böyle kişilerin bir hakkı daha var, onlar mı? Onlar her zaman haklı !
Yüzündeki gülüşü, içindeki samimiyetin bütününü yansıtıyor gibiydi. Gözlerinde, bir dağı eritecek bir güç saklıyordu sanki. Yüreğindeki sevgiyi uzaktan bile hissettirebiliyor, her yere itinayla sevgiler ekiyordu.
Bu özelliklerin ona sunulmuş bir nimet olduğunu düşünmedim değildi;ama onda, benim tam olarak anlayamadığım, yalnızca ona hep güzellikler kondurmama sebep olan bir şeyler vardı.
Bir gün dahi onu görmediğimde içimi huzursuz eden bir ruh hâli kaplar, hayata karşı kayıtsızlaşmam hep onun eseri olurdu. Yanındayken hızla geçen zamanı durduramaz, ondan hiç ayrılmak istemezdim. Sanki onunlayken hayata yeniden başlar, içime tarifsiz bir yaşama sevinci dolardı.
Geceleri, onun olduğu rüyalar başrolü oynar; beni bir türlü uyku tutmazdı. Gündüzleri melankolik bir hâlde onunla ilgili hayaller kurar, gereksiz yere hüzünlenir ve ağlardım.
O bizim idealimizdi.Her sabah en şık kıyafetleriyle okula gelir ve hep gülümseyerek derslerimize girerdi.
Sahi derdim,öğretmenimizin hiç derdi yok herhalde,kimseye kızmaz,her öğrenciye kendi yavrusu gibi davranırdı.
Her gün tertemiz ve farklı elbiseler giyer,kantinden simitler alır,bizlere şalgamlar ısmarlardı.Ne kadar zengin adam derdim,keşke bende onun gibi olabilsem diye iç geçirirdim.Evet onun gönlünün ne kadar zengin olduğunu yıllar sonra öğrendim.
O kadar içten bir konuşması vardı ki,O ders anlatırken bizler onu hayran hayran dinlerdik.
Sen bende,güneşten sığındığım bir gölge gibi duruyorsun.
Ad'ın ne zaman aklıma düşse,bir yaz günü harmanda soğuk su içmiş gibi oluyorum.
Senin gülüşün bir ağaç başında meyve,telaşlı
Adımlarla bir nehir akışı gibi hep bana geliyorsun.
Hangi kalem yazdı seni
Hangi dudaklar okudu
Yüreğini açıp senin,
İlmek ilmek kim dokudu.
Yavaşça sokuldu kedi, pantolun paçasına sırtıyla sürtündü adamın. Başını kaldırıp baktı, tepki ölçer gibiydi. Kuyruğunu oynattı kedi sevilmeyi istediği o kadar çok belliydi.
Birazda aç ve susuzdu tabi ki sarı kedi.
Farkında değildi adam kedinin. Vardı kendine göre meşguliyeti. Tepkisiz oluşuna aldandı kedi, koskoca adamın. Adam hissetti bacağında kediyi. Tekmeyi yedi kedi. Nasıl acıdı canı nasıl? Kaçtı başına ağacın, baktı adama hırçın hırçın. Bir miyav dedi ki kızgın kızgın, kedi sanki delirdi. Adam bakmadı bile kediye işine devam etti. Atladı yan havluya acıyla sarı kedi. Onu küçük bir çocuk gördü
Gel pisipisi dedi kediye, Ufacık elleriyle kediyi çok sevdi. Gitti içeriye çocuk ekmek, su getirdi verdi kediye. Salladı kuyruğunu doymuştu kedi.
Teşekkür eder bir hali vardı. Atladı çocuğun kucağına oyunlar oynadı. Sonra yoruldu kedi, sonra bir köşeye kıvrandı.
Yeni terliyordu hüsonun bıyıkları. Yaşı on yedi ya var ya yoktu. Gerçek olan bir şey vardı ama o da Aşk, hüsonun kapısını ilk kez çalmıştı.
Onu görünce heyecan kaplıyordu yüreğini. Onu görmeden edemiyordu. Hele bir kez ahırda tavşanları severken, eli eline değmiştide, o an yüreğinin yerinden çıktığını sanmıştı.
Gecelerin sabaha ulaşmadığına o günlerde tanık oldu hüso. Hayallerinin en güzel yerlerinde hüsrana uğrasada hüso, hayatından çok memmun ve çok mutluydu.
Çocuktu, masallar dinleyerek büyüdü sarı selim. Bilgisayar, Tablet, internet. Tabi ki o zamanlar bu saydıklarımın hiç birisi yoktu. En popüleri radyoydu yaşadığı yerin. Siyah beyaz, tek kanallı televizyonlar sadece zenginlerde olurdu.
Akşamları hikâyeler anlatırdı dedesi selim gile. Hepsi dedesinin etrafına toplanırdı. Zaman nasıl geçerdi fark edilmez, bazen heyecanla bazen korkarak masallar dinlenirdi. Dedesi "Bir gece ırmağın kıyısına gitmiştim, birde ne göreyim! Sacları bellerine kadar inmiş, ayın aydınlığında par par parlayan çok güzel Bir kız görmeyeyim mi? Arkası dönüktü bana yüzünü dönünce ne göreyim! Burnu olmayan bir cindi bu! Hemen kaçtım oradan ama cin çarptı beni, aylarca kendime gelemedim diye de pekiştirme yaparak anlatmaya başlamaz mı? Selim ve kardeşleri nasılda korkudan birbirlerine sarılırdı. Ya selimin dayısı, “atlılar, tıkırtısı tatlılar. Sen bana küseleş, ben sana küseleş "diye öyküye başladığı zaman bütün yeğenlerin başkahramanları dayıları olurdu.
Pazar günleri sarı selim ve kardeşleri, ellerinde radyolarla maç dinleyen gençleri, oya işlerken arkası yarın dinleyen kızları görünce bir an önce büyümek isterler, yarınları iple çekerlerdi.
Bayram sabahlarındaki çocukluk heyecanını,
Neler yazdım senin için
Sen dediğim sen değilsin
Çok ağladım için için
Sen dediğin ben değilim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!