Kırpık, soluk soluğa kalmış bir halde evlerinin kapısının önünde durdu. Kapının zilini bilmem kaç defa çaldı ama kapı sanki taş duvar olmuş, bir türlü açılmıyordu. Kapının eşiğine çaresizce çöktü. Kapının açılacağından ümidini tamamen keserek, susup beklemeye koyuldu.
Babası İş’teydi kırpığın. Annesi öleli üç yılı geçkin bir süre olmuştu. Babası yeniden evlenmiş ve üç yıldır kırpık, babasından habersiz evlerinde cehennem azabını yaşıyordu.
Ağzından gelen kanları sağ kolu ile sırtındaki gömleğine sildi. Elinin tersiyle gözlerinden akan yaşları kurulamaya çalıştı ama içindeki yangını söndürmesi bir türlü mümkün olmuyordu.
Yine dayak yemişti kırpık, mahallenin çocukları bir güzel dövmüşlerdi. Belki de arkasından gelirler diye koşa koşa evin yolunu bulmuştu ama evin kapısı bir türlü açılmak bilmiyordu.
Eve girse ne olacak tı ki. Üvey annesi yine dövecek ama hiç olmasa bir parça ekmek yiyebilecekti saçlarını nasıl makasla doğramıştı da babasına ‘’bu Oğlun deli, bak saçını ne yapmış’ ’diyerek dayak attırmamışıydı? Sonra da adını kırpık diyerek çağırmış, mahallede lakabı kırpık kalmıştı.
Sürekli bir kısır döngü.Hep aynı köprüden geçiş,hep aynı mekanlar ve sabahlar, akşam mecburiyetlerimiz.
Her gün değişen başka başka ruh hallerimiz.Bunalımlarımız,can sıkıntıları.
Ne zaman bir sevinç koysak önümüze,hüzün kapıya dikilir.Bir öksüz çocuk ağlar,bir kaldırım
Kenarında acıklı bir keman sesi doluşur kulağımıza
Alıp götürürmüsün beni başka diyara,
Kanatsız kuş olup uçsam seninle...
Leylaya mecnuna selam vererek
Uçur beni artık aşk kervanına
Sende yolcusun sonunda, koca adam. Bir avuç mutluluk peşinde koşarken harcadığın zaman dilimini de nihayet bitirdin. Bütün çirkefliğini gördüğün bu dünyadan, hangi hazzı aradığını bilemeden çekip gideceksin.
Sözcüklerin dudaklarında asılı kalacağını bile bile…
Bu dünyanın yalanlığını bile bile…
Hiç kendine baktın mı koca adam,
Pişmiş misin?Yıllar neler koymuş senin heybene.Neler götürüyorsun geçmişten geleceğe.Yoksa boş bir teneke gibi halâ
Vurdukca ses mi çıkıyor senden,yoksa sen yılları boşa mı tükettin?
Bak koca adam,farklı olan,farkı olan,başaran,doğru olan,dürüst olan,hak gözeten ve güzellikleri geleceğe aktaranlardır aranan,bak bakalım o sen misin?
O kadar çoktu ki işleri çocukların,hiç işleri bitmezdi.Usulen gelselerde bazen,onu mutlu etmezdi.Bir gün hastalandı bizim zahit yatak,döşek.Otursa oturamaz,kalksa kalkamazdı.Biliyor du işte zahit,bu ölüm yoklaması.
Koşup geldiler sağdan soldan çocukları,Her yanı ağıt sesi kapladı.Ben iyi baktım yarışına girdi çocukları.Ölüyordu zahit,hiç kalmamıştı hali.
Son bir hamle yaptı koca zahit.Bir şeyler anlatacaktı.Lakin hiç yoktu takatı.Zorlandı,bir çift söz çıktı ağzından nice sonra"Ölüyorum evlatlarım,lazım değil bu ilginiz,bu ilgi bana yaşarken lazımdı".
En zor zamanların,
Başrollerinde kaybetmeler.
Yeniden doğmaların
En esrik yerlerinde
Günümüz insanı bazen o kadar tuhaf davranışlarda bulunuyor ki, şaşırmamak mümkün değil. Kişilerin kendi doğrularıyla ve inançlarıyla yaşaması ve bu kişilik oluşumu doğrultusunda davranışlar üretmesi beklenir. Aslında bu oluşum kişinin karakteridir. Karakterli insan dendiği zaman kişilik özelliklerinden taviz vermeyen ve ortak doğrularla toplumdan onay gören davranışlara sahip insanlar anlaşılır.
Toplumumuzda insanlar bukalemun gibi durmadan değişebilmekte ve kendi özelliklerinden taviz verebilmektedir.Bu davranışları doğrultusunda belki bazı maddi menfaatler elde edilebilinir.Ancak şurası gayet açık ve net bilinmelidir ki,bu tür insanlara gösterilen ilgide aynen bu tür kişilerin yaptığı gibi sahte ve yalandan ibarettir.
Bu tür davranışlar devamlı yanında yalanı beraberinde taşır. Dini anlamda münafıklık, riya’da diyebileceğimiz içi başka dışı başka insanların ortaya çıkmasına neden olur. Aslında bu toplum açısında çok korkunç bir hezeyandır. Çünkü devamlı kişileri birbirine düşüren, kendi çıkarı için arkadaşlarını ya da aile üyelerinden birini anında harcayabilecek tipte insanların ortaya çıkmasına yol açar.
Aslında kişilerin kim olduğunu, dünya ve ahiret hayatından ne beklediğini bilmesi zaruridir. İşte bu bilinç hiçbir konudan kişinin kendi değerlerinden taviz vermesine imkân vermez. Kişiler yaşadıkları hayattın vicdani ve ahlaki muhasebesini yapmak zorundadırlar. Eğer bu tür bir hesaplaşmayı yapabilirlerse ne karakterlerinden taviz verirler nede yalan, riya ve insanları birbirine düşürmek gibi davranışlara meyil gösterirler.
Günümüz insanı başkalarının mutsuzluğu üzerine mutluluk kurmak istemektedirler. Bunun örneklerinden en belirgini hep ben olgusudur. Eğer kişiler hep ben diye hareket ediyorlarsa o toplumda yaşama barışını tesis etmek çok zordur.’’kendin için istemediğini, başkası içinde isteme’’aslında bu düsturla yola çıkıldığı zaman insanların birbirini anlaması ve sevmesi daha da kolaylaşır.
Hayattan ne istediğimizi bilmek çok önemlidir. Bütün kişsel tavizlerden sonra zengin ama onursuz bir insan gibi mi yaşamak, yoksa kendi karakterinden taviz vermeden, çalışarak, alın teriyle kişiliğinden taviz vermeden onurlu yaşamak mı? Aslında, konu gayet basittir. Ruhen ve vicdanen rahatlığı, yalan dolanla kurulmuş kişiliksiz bir hayata tercih etmektir.
Kendimize yaşamayı görev telakki ettiğimiz şu hayatta,önümüze serilen çoğu nimetleri görmeden,güzellikleri içimize çekmeden,yaşamadan,yaşıyormuş gibi yaparaktan dolduruyoruz bu fani ömrü.
Çok mu zor insanın kendisine,ailesine zaman ayırması!Çok mu pahalı insanların emrine sunulan güzelliklerin yanına gitmesi.
Çok zor deģil aslında nefes almak için değişik bir mekana giderek ruhunuzun dinlenmesini sağlamak.ille parayla gidilen yerler değil benim kastettiğim. Kimseye hava atacağım diye gidilen yerlerde değil.Bir park,bir pastahane,ufak bir cafe olabilir gidilebilecek yerler.Önemli olan kendinize değer vermeniz,ailenize değer vermeniz.
Yapılabilir mi?Çayı demleyip,bir ağacın gölgesine sığınarak rahatlamak?Olabilir dediğinizi duyar gibiyim.O halde,hadi kendiniz için birşeyler yapın.Saygı ile...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!