7- Rüya Şiiri - Nisan Mektuplar

Nisan Mektuplar
8

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

7- Rüya

Vuslatım,
Gece yarısı kalbimin sıkışmasıyla, nefesim boğazımda düğümlenerek uyandım. Şakaklarımdan süzülen ter değil, ruhumun o karanlıkta can çekişirken döktüğü kandı. Bir rüya gördüm sultanım. O büyük davaların, cenklerin bittiğini ve senin o koca yangınları omuzlayan gövdenin toprağa serildiğini gördüm. Alnında kırışıklıklar, saçlarında aklar vardı.Ölmüştün.
Rüyamda, o uçsuz bucaksız bozkırın ortasında, mezarını buldum. Diz çöktüm o kara toprağın başına; ellerimle kazıdım mezarını. Yüzümü, gözyaşlarımı o buz gibi toprağa sürdüm, ağladım. “Ben daha senin o yüzünü dünya gözüyle bir kez bile doya doya göremeden, nasıl olur da senin toprağını öperim? Biz nasıl bu hale geldik, bizi bu çaresiz bozguna kim uğrattı?” diye isyan ettim.
Lakin uyandığımda, o odanın dondurucu sessizliğinde anladım ki, gerçek hayat o rüyadan fersah fersah daha acımasızdı. Evet, bu rüya bilinçaltımın beni senin yokluğunla korkutmasıydı belki ama uyandığımda yüzüme çarpan hakikat çok daha gaddardı. Biz seninle, hayatımız boyunca bir daha asla yan yana gelemeyecek iki çaresiz insanız artık. Ve ben bu sabah fark ettim ki, rüyamdaki o acı şansa bile erişemeyecek kadar çaresiz bırakılmışım.
Ben gerçek hayatta senin hiçbir zaman mezarını bile bulamayacağım. Hani Enver Paşa’nın her mektubunda sırılsıklam bir hasretle *"Naciye’m, sultanım"* diye sayıkladığı canından çok sevdiğin o meşhur Naciye Sultan var ya... O bile Pamir Dağları'nın eteklerinde, Çeğen Tepesi'nde sevgilisinin can verdiğini öğrendiğinde, o uzak topraklardaki adsız mezarına ömrü boyunca hiç gidemedi, o kara toprağı dünya gözüyle hiç öpemedi. Aradan yetmiş küsur yıl geçip de naaşı İstanbul’a, ait olduğun topraklara getirildiğinde ise Naciye Sultan çoktan bu dünyadan göçüp gitmişti. İşte biz seninle tam olarak o yarım kalmış, o birbirini bir daha asla bulamamış ezelî hikâyeyiz.
Hayat seni benden öyle mutlak bir sessizlikle koparıp alacak ki, ben bir gün o kara toprağına gidip yüzümü sürme tesellisinden, o mezarı bizzat adımlama şansından bile mahrum kalacağım. Tani eğer sen benden önce ölürsen. Bir başkasının evinde, o mecbur bırakıldığım esaretin ortasında diri diri gömülmüşken, senin ölüm haberini bile belki yıllar sonra dilsiz bir fısıltıdan işiteceğim. Tıpkı Naciye Sultan gibi, kalbimde senin o devasa sevdanla, nerede ve nasıl can verdiğini bilmediğim bir hasretle, gurbet ellerde yapayalnız ihtiyarlayacağım. İşte bu ihtimal, beni o rüyadaki ölümünden çok daha fazla yaralıyor, içimi sana karşı sitemle dolduruyor. Beni bu kör, bu sağır yalnızlıkta, mezarını bile öpemeyeceğim bir sürgünle baş başa bıraktın.
Şimdi bu satırları, dünyaya karşı ördüğüm bütün o gururlu duvarları kendi ellerimle başıma yıkarak bitiriyorum.
Koca bir ömür mesafelerin ve yabancı gölgelerin ardında tükense de, bu fani dünyada her şey bizi yarı yolda bıraksa da...
Zamanın ve mekânın hükmünü yitirdiği o büyük mahşer gününde, bir kez olsun o mezar sessizliğini yırtıp bizzat sana değebilmek ve o asil ellerini yeniden tutabilmek dileğiyle...
Nisan

Nisan Mektuplar
Kayıt Tarihi : 7.06.2026 22:37:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!