Bilirim Sultanım...
Sen bu dünyada arkanda bir baba gölgesi, seni saracak bir baba eli olmadan, o sarp yollarda tek başına yürüyerek büyüdün. Sırtını yaslayacağın o sarsılmaz dağın olmayışını, hep o yetim kalmış kalbinin hırçınlığıyla, kimseye eyvallah etmeyen o mağrur zırhınla kapattın dünyaya karşı. Belki de bu yüzden o büyük kavgaların peşinden koştun, davamızın bir parçası oldun. Lakin unuttuğun bir şey var sultanım; o sadece senin geçmişteki baban değil, bizim kuracağımız o yuvanın, doğacak çocuklarımızın da dedesi olacaktı; o artık bizim de babamızdı. Ben senin o tek başına sırtlandığın yalnızlığı kendi kalbime ortak etmek istemiştim. Biz o evlatların adını koyarken, onun bir hastane odasında yarım bıraktığı hikâyeyi bizim yuvamızın neşesiyle yeniden yazacaktık. Şimdi beni bu yabancı yollara fırlatırken, sadece beni değil, babamızın bizimle tamamlanacak o eksik kalmış hatırasını da o sandıklarda diri diri çürümeye terk ediyorsun.
Velhasıl, insan en çok nerenin hasretiyle yandıysa, en güzel orayı yeşertir. Sen kendi çocukluğunda o güvenli limandan mahrum kaldın diye, sînen öyle muazzam bir şefkat korunağına dönüştü ki, farkında değilsin.
O zor günümde, ruhuma batan o hoyrat dikkenin sızısıyla kıvranırken ansızın varlığına sığındığımda, sadece senin sesinle nefes alabildiğimde anladım ben bunu. Sen kendi çocukluğunda hiç görmediğin o asil koruyuculuğu, o sarsılmaz kaleyi bizzat kendi ruhunda inşa etmişsin. Sen babanı, mertliğini, ruhunu ve hatırasını eşsiz bir mücadeleyle kendinde yaşatarak ölümsüz kılmışsın.
Bu yüzden bilirim, ellerini tutacak evlatlarımızın üzerine titrerken, onlara öyle bir dağ olacaktın ki, senin gölgende koca bir kâinatın fırtınası bile onlara vız gelecekti. Biz beraber bir aile kursak, o çocukların gözlerinde senin o hiç hissetmediğin mutlak güveni büyütecektik. Bizim kuracağımız o şefkatli yuvada, senin o hiç büyümemiş, hep arkasız kalmış çocukluğunu dizlerime yatırıp uyutacaktım ben. Kendi çocuklarında yeniden doğacaktın ve ben her ikisini de aynı kutsal kucakta büyütecektim.
Şimdi ise önümüze serilen bu mecburiyetler yüzünden, içimdeki o anne şefkatini de, senin o sînende sakladığın koruyucu babayı da bir yabancının karanlığına gömüyoruz. İşte bu yüzden sana kızıyorum, bu yüzden kalbim sitemle kavruluyor; el ele verip koca bir dünyayı dize getirebilecekken, kendi küçük yuvamızın o masum feryadına sağır kesildiğimiz için öfkeliyim ikimize de.
Sana, o hiç doğmayacak evlatlarımızın içimde yarım kalan o dilsiz sızısıyla veda ediyorum. Bilesin ki ben seni sadece bu mağrur, bu sarsılmaz adamlığınla değil; o gurbet çöllerinde yapayalnız üşüyen, arkasız bırakılmış o yetim çocukluğundan başlayarak, her zerrini sarıp sarmalar gibi çok seviyorum.
Kayıt Tarihi : 7.06.2026 23:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!