Sevdan bir çan gibi çalar içimde,
Geceyi yarıp sabaha asılan demir ses…
Ben o sesin altında ezilmiş bir yolcuyum,
Kendime bile yetişemeyen, yolcu
Sokak lambaları ürperir geçerken hayalin,
Kaldırımlar dua eder ayak sesin.
Ben, kendi içimde sürgün bir şehir,
Her sokağı çıkmaz, her kapısı mühürlü.
Seni düşündükçe
Ateş değil, su yanar içimde;
Su yanarsa bil ki,
Kıyamet çoktan başlamıştır kalpte.
Saçların güneş değil, hüküm gecesidir,
Gözlerin mavi değil, derin bir sorgudur.
Bakışınla düşer insan kendi içine,
Ve insan en çok kendine yenilir.
Yalnızlık, bir cellat gibi iner enseme,
Beni alır götürür en dip kuyusuna.
Orada ne Yusuf kalır ne Züleyha,
Sadece suskun bir imtihan.
Züleyha olur içimde yanış,
Yusuf olur içimde sabır…
İkisi de aynı ateşin iki yüzü,
Biri aşkın çığlığı, biri kaderin susuşu.
Ben köle pazarında değil,
Kendi kalbimin darağacındayım.
Satılan ben değilim aslında,
Kendime esir düşen yanım.
Gel diyemem sana,
Çünkü gelmek bir yol değil,
Bir mahşer kararıdır.
Ama bil:
Sana baktıkça çözülür dünya,
Ve ben,
Sende idam edilmiş bir benliğin
sonsuz mahkûmiyetiyim.
Kayıt Tarihi : 3.07.2026 16:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!