Yürüdüm ömrümün dar yollarında Kimi taş fırlattı, kimi gül dedi Menfaat sofrası kurulmuş meğer Doğruyu söyledim, dile lal dedi
Hakkın kapısına kul oldum geçtim Zehir sundular da ben balı seçtim Kendi yüreğimden bir gömlek biçtim Eğriler bir olup bana del dedi
Yiğit olan mertçe durur sözünde Duman eksik olmaz aşkın közünde Dünya malı kalsın yerin yüzünde Gönlü dar olanlar bana yol dedi
Gönül heybesini yükledim taşa, Yol bitti, ben bittim, geldim mi başa? Kendi gölgem bile ağır bu yaşa, Nefes almaktan yorulur mu insan?
Dilim dursa, içim feryat figanda, Sesim yankı bulmaz boş bir mekanda. Anlatmak nafile, kaldım bir yanda, Konuşmaktan yorulur mu insan?
Dünya bir değirmen, ruhumsa dane, Yorgunluk dediğin bin bir bahane. Kendi içimdeyim, sürgünüm kime? Yaşamaktan yorulur mu insan?
Yutulan Çığlıkların Sonsuz Denizi
Sanki bir duvar örülmüş, içeride bir volkan patlıyor. Bütün hıçkırıklarım, boğazımın en derininde donuyor. Ağlamak istiyorum, öyle bir ağlamak ki, yer gök inlesin, Ama gözpınarlarım kurumuş, ruhumda bin yıllık kin birikmiş. Bağırmak istiyorum, sesim arşa çıksın, dindiğim bilinsin, Lakin dudaklarım mühürlü, sanki taş kesilmiş bedenim.
Her zerrem, her lifim bir titreşim halinde, sarsılıyorum, Gözyaşım yok, ama içimde bir şelale gibi çağlıyorum. Omuzlarım çöküyor, sanki kainatın yükü üzerimde, Nefesim daralıyor, o zehirli düğüm midemde. Öyle bir feryat ki bu, dışarı çıksa kül eder her şeyi, Ama o acı, benden başkasının duymayacağı bir yara izi.
Hani bir çığlık atarsın da, rüzgar alıp götürür ya onu, Benim çığlıklarım, içime çöküyor, kalbime batıyor ucu. 'Dayanmalısın' diyen o lanetli, o yorgun ses var ya, İşte o ses, bütün feryatlarımı geri itiyor, zorla. Bir anne/bir insan, yıkılmaz olmalıymış gibi bir yalan, Bu yük altında ezilen, sadece benim sessiz kalan canım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!