Güneş erkenden çekildi bugün kürsüsünden, Gökyüzü, ayrılığın rengine büründü sessizce. En uzun geceymiş, varsın olsun ne çıkar? Zaten sen gittiğinden beri her anım gece.
Zaman, bir sarkaç gibi vuruyor yalnızlığı, Penceremde rüzgâr, adını fısıldayıp geçer. Unutulmak mı? O sadece kelimelerin yalanı, İnsan, kalbine mühürlediğini nasıl terk eder?
Yıldızlar bile yorgun bu bitmeyen bekleyişten, Karanlık, bir yorgan gibi örtülürken anılara; Ben yine senin bıraktığın o derin boşlukta, Şiirler ekiyorum, kanayan o eski yaralara.
Varlığın Sırrı ve Yokluğun Dersi
Sen, ömrümün en zor sorusuna verilmiş cevaptın, Şimdi yokluğun, her cevabın bittiği derin bir uçurum. Ne zaman baksam aynaya, içimde bir sen saklıydın, Göz göze gelmek değil, ruhumuzun ortak yazgısıydı durum.
Gidişinle birlikte ışık da çekildi göğümden, Kalan boşluk, dünyanın en kadim, en ağır yükü. Sadece bir özlem değil bu, bir varoluş meselesi benden, Seninle tamamlanan anlam, sensiz bir bilmecenin öyküsü.
Her anı bir çentik vurduğum, bitmeyen bir sabır taşı, Hasret, ne bir fırtına ne de kısa bir yağmur seli. O, tenimde gezen, alın yazımdan silinmez çizgi yaşı, Sen, kalbimdeki aşkımsın, ne zaman silinir ne de silmeli.
Menfaat Ortasında Dostluk Çürüdü
Menfaat ortasında dostluk çürüdü Vefasız ellerde kaldı yüreğim. Güvendiğim dağa karlar yürüdü, Ayazda, boranda kaldı emeğim.
Can diyenler bugün el olup gider Yalan dünya malı gözünü bürür. Yiğit olan derdini gizlice çeker, Alçaklar postunu pazarda sürür.
Zühre der ki dünya sana da kalmaz, Gönül kırmayanın rengi hiç solmaz. Hakikat yolunda hileyle varılmaz, Menzilim uzaktır, bitti gereğim.
Vefa Durağım
Yıllardır elimi bırakmayan adam,
Ben senin kalbindeki güzelliğe geldim.
Dizinde son bulsun kederim, gamım,
Vefana, vicdanına, özüne geldim.
Yıkılsa koca dünya, sen sarsılmadın,
Yağmalanmış Ömür
Gelenler misafir değildi, birer hırsızdı sanki, Kimi uykularımı çaldı, kimi o en saf inancı. Gülüşümün altındaki o sağlam toprağı kazdılar, Her giden, gidişini benim en taze yarama yazdılar.
Bir kuyuya döner insan, her kova çekilişinde eksilen, Ben miydim cömert olan, yoksa onlar mıydı hep silen? Kelimelerim azaldı, sesim kısaldı her veda vakti, Ruhumun kumaşı söküldü, koptu en kutsal akdi.
Şimdi baksalar, dışarıdan tam sanırlar bu gölgeyi, Bilmezler ki her giden yıktı, içimdeki o gizli bölgeyi. Sırtımda binlerce el izi, her biri bir parça götürmüş; Beni benden koparıp, koca bir boşluğa mühürlemiş.
Gönül tahtım yıkık, viran eyledin
Şu fanî dünyada neyim kaldı ki?
Dost diye sarıldım, yara bağladın
Hak divanında yüzüm kaldı ki?
Ata mülkü gitti, talan sofralar
Beni neden doğurdun anne yalan dünyada? Yalanlar içinden çıkamasın diye mi? Gözlerimi açtığımda gördüğüm bu karanlık, Kaderimin ilk sayfası mıydı, söyle anne? Her köşe başında bir maskeli yüz, Her nefesimde biraz daha eksilen gökyüzü...
Vefasız bir rüzgarın önünde savruldum, Kendi ateşimde yandım, kül oldum kavruldum. Sırtımda koca bir dünya, ruhumda bin yara, Beni bu ıssızlığın ortasına neden bıraktın anne?
Dizlerinde uyumak yetmiyor artık sancıma, Zehir kattılar her gün taze aşıma. Doğruyu ararken kayboldum bu labirentte, Merhamet aradım, bulamadım tek bir yürekte. Ellerim kanıyor tutunduğum her daldan, Bıktım artık bu sahte, bu yaldızlı masaldan.
Yanlızlık
Uzun yollar aştı. Her adımda ayaklarının altında ezilen kuru yaprakların sesi, tek yoldaşıydı. Şehirden uzaklaştıkça geride bıraktığı telaş, yavaş yavaş içindeki boşluğa karışıyordu. Bir zamanlar burası, her şeyi paylaştığı o kişiyle bir sığınaktı. O zamanlar, gökyüzü daha mavi, rüzgar daha ılık eserdi.
Şimdi durduğu tepe, sadece geçmişin bir gözcüsüydü. Avucunda tuttuğu taş, denizin hemen kenarından alınmış, pürüzsüz ve soğuktu. O taş, verdikleri o sözü, sonsuzluğu fısıldıyordu. Bazen bazı anılar, bir nesneye dokunarak geri gelir. O da biliyordu ki, ne kadar uzağa giderse gitsin, o pürüzsüz taşın soğukluğu hep onunla kalacaktı.. .. 02.03.2025
Hiç çalmadı kapım masallardaki gibi,
Ne bir el saçımı okşadı uyurken,
Ne de "geçti" dedi bir ses dizim kanarken.
Ben, kendi yaramı kendim sardım çocukken;
Suskun duvarlar oldu en yakın sırdaşım,
🇹🇷 Yirmi Yıldızın Ardından 🇹🇷
Gökyüzüne yirmi yıldız kaydı sessizce, Her biri bir destan, her biri bir nefes. Toprak utandı, bağrına basarken nice Yiğit fidanları; şimdi onlarda esen ses, Vatanın sesi, hürriyetin en yüce bestesi.
Ana yürekleri köz, ocaklar duman oldu, Fakat boyun eğmedi, eğilmedi bu millet. Her şehit, ardında binlerce bayrak kodu, Sancak düştü sanmayın, bu bir şanlı nöbet; Yirmi kahraman gitti, doğdu yirmi asalet.
Bu topraklar size minnettar, borçlu kaldı, Kanınızla sulandı her karış çiçeği, dağı. Ne bir yiğit unutulur, ne bir hatıra soldu, Gök kubbede çınlar adınızın her çağı, Sizler ölümsüzsünüz, kalbimizin en nazlı bağı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!