Sen aslında bana kızgın değilsin.
Kızgın olduğun şey; yarım bıraktığın cesaretin, söyleyemediğin sözlerin, içinden gelip de susturduğun duyguların.
Kendine kırgınsın…
Kalbini dinlemek yerine aklının gürültüsüne kulak verdiğin her ana, adım atmaya cesaret edemediğin her fırsata, beni severken bile kendine “hak görmediğin” o sevgiye kızıyorsun.
Uzun bir yoldan geldim
Ayaklarımda kilometrelerin yorgunluğu,
Cebimde hiç açılmamış mektupların ağır kokusu.
Hani sorsan,
Sorsan diyorum, öyle üstün körü değil,
Şöyle esaslı bir çay koyup sorsan
Yüreğine sar beni…
Kimse duymasın, kimse bilmesin, kimse görmesin…
Ben sadece senin kalbinin attığı yere saklanayım.
Dünyadan kaçır beni, kendinden eksiltme beni;
Yüreğine sar beni…
Sar ki nefesim seninle tamam olsun.
Bazen durup uzun uzun düşünüyorum…
Acaba gerçekten yüreğim mi yüzsüz bir dilenci,
yoksa kader mi beni, defalarca kapanan aynı kapıya sürüklüyor?
Yoksa bu bir imtihan mı — unuttuğunu sandığın şeyleri yeniden yaşamak zorunda kalmak mı?
Yüreğin Gittiği Yer
Mürekkebi dökülmüş iki üç kelâmım vardı,
O bana şahitlik edecek.
Dört gözle yazılmayı bekleyen,
Odun parçasından sabırsızlıkla sökülüp işlenerek
Önümdeki kâğıt parçasına…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!