Sana mavi bir gökyüzü getirsem,
Gözleri yıldızlardan çalınma,
Sakalları güneşten alınma,
Yollarında hasret kokusu olan,
Adı gurbet, sılası özlem bir sevda…
Gelsem öylece kalbinin eşiğine,
Ey benim sol yanım…
kalbimin en susmayan sızısı,
en derin yerime işleyen adın,
gecenin en karanlık vaktinde bile
içimde yanan son ışığım sensin.
Sen orada attıkça
“Bu nasıl bir terazidir hafız… Tartmaya terazim yetmiyor, gömmeye arazim yetmiyor.”
İnsanın hayatında öyle yükler olur ki, onları tartacak bir ölçü bulunmaz. Vicdanına ağır gelir, aklın kavrayamaz, kalbin taşıyamaz. Sanki terazinin kefelerine koysan, taşar da taşar; ne denge kurulur, ne adalet bulunur. Çünkü öyle şeyler vardır ki, sıradan bir hata ya da küçük bir dert değildir; insana ömür boyu eşlik eden, nereye gitse peşinden gelen bir vebaldir.
Ve bazen, insan gömmek ister. “Toprak örtsün, sessizlik sarsın, derinlikler saklasın” der. Ama öyle acılar, öyle günahlar vardır ki; toprağın genişliği bile yetmez. Nereye gömülse taşar, nereye saklansa ortaya çıkar. Çünkü bu yük, insana yazılmış bir kader gibi sırtında taşınır; ne terazide hafifler, ne arazide kaybolur.
Uçurtmalarda kaldı senin sevinçlerin…
Bir zamanlar ipiyle göğe saldığın çocukluğun,
şimdi yüreğinin en kuytusunda asılı bir sessizlik.
Bir daha tutamadın o ipi,
bir daha o gökyüzüne aynı umutla bakamadın.
Çünkü bir gün öğrendin:
BeLki AKLIM'ı değiL ama,
BeN KaLbimi kaybettim usta...
KırıLan kemikLerim oLsaydı
ELbet geçerdi de
Yüreğim kırıLdı işte...
Unutma !...
Gözlerinde;
uzağı yakın eden bir sevdanın hüznü var.
Gece, en çok orada konaklamış sanki;
karanlık, bakışlarının içinde yuva yapmış.
Her bakışın, gecelerin koynunda işlenmiş
eski bir mücevher gibi parlıyor,
“vuslat nasip değilmiş” dedim,
“senin hâlin hâl değil” dedi.
olanlara canım sıkılıyor dedim,
“eşkıya gönlüne hâkim olmuş” dedi.
Âh…Ahhh...
Ruhumda kanadı kırık kuşlar var,
esrarlı, suskun, ürkek.
Nefesim dar, sesim yorgun,
kafesim kendim kadar ağır.
Sevgilim,
Ağrımı sorduklarında, yine “başım” dedim.
Oysa bilselerdi, ağrıyanın aslında kalbimin ta ortası olduğunu…
İçimdeki yılkı atlarına sıktılar ilk kurşunu.
Ruhumun yaban tarafı, özgürlüğün son nefesini verirken,
ben de dizlerimin üzerine çöktüm —
ne bir MAVİ gökyüzü kaldı üstümde,
ne de sığınacak bir LİMAN..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!