Söylenmemiş ne varsa heybemde,
Bir sana sakladım, bir sana büyüttüm.
Zamanı büküp koynuma koydum;
Sen dünüm oldun, hem de bugünüm.
Geçtiğim sokaklar, sustuğum evler,
Hep senin sesinle dolsun istedim.
Şu yorgun ömrümün son menzilinde,
Hayattan tek dileğim sensin.
Dokunsan kanayacak yıllar var geride,
Ama adın geçince durulur içim.
Solmasın gölgen, eksilme benden;
Gülüm, senden gayrı yurdum yok benim.
Kayıt Tarihi : 29.06.2026 00:41:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
**Yurdum Sensin**, gece yarısını çoktan geçmiş bir vakitte, Fikret Kızılok’un içe işleyen sesiyle başlayan naif bir sığınma hikâyesidir. Saat, insanın en çok kendisiyle konuştuğu o tanıdık demde, sabahın üçüne doğru usul usul ilerliyordu. Fikret Kızılok, iddiasız gitarı ve yormayan sesiyle kalbe dokunuyordu: “O bir yolcu sen bir hancı…” İşte tam o anda, hancıyla yolcunun eski hikâyesi gönlün kıyısına gelip oturdu. Fakat bu kez mesele gönle sitem etmek değildi. Bu kez insan, sevdiğini bir yolcu gibi uğurlamak değil; onu içinin en güvenli yerine, yani kendi yurduna dönüştürmek istiyordu. Önce geçmişin yükü döküldü satırlara. Söylenmemiş sözler, içte büyütülmüş hasretler, zamanı büküp koyna koymalar ve yorgun bir ömrün son menzilinde aranan o tek dilek… Kelimeler, Nâzım’ın duruluğunu hatırlatan bir yalınlıktan geçti; Cemal Süreya’nın içe dokunan inceliğine uğradı. Sevdada sadakati, aidiyeti ve sığınmayı gür bir sesle duyuran Uğur Işılak türkülerinin dinginliğinden de payını aldı. Sonunda “hep yanımda kal” demenin en vakur, en şiirsel yolu arandı. Bir insanı kendine vatan bellemek, ona sığınmak ve onda tamamlanmak duygusu mısraların asıl sesine dönüştü. Yılların yarası, sevilenin adı geçince duruldu. Şiir de bütün yükünü taşıyan o son mühürle tamamlandı: “Gülüm, senden gayrı yurdum yok benim.”




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!