Yitik Göğün Mirası Şiiri - Ege Kıyısı

Ege Kıyısı
9

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Yitik Göğün Mirası

Cennetin en yüksek katında ışıklar yanarken,
Lucifer göğün sessizliğine uzun uzun baktı.
Meleklerin arasında kimsenin duymadığı bir gurur,
bir gün bütün cenneti karşısına alacak kadar büyüdü.

Yıldızlar onun düşüşünü sessizce seyretti,
kanatlarından dökülen ışık karanlığa karıştı.
Cehennemin kapısında başını göğe çevirdiğinde
geride bıraktığı yer hâlâ gözlerinin içindeydi.

Küllerin ortasında kendine bir taht kurdu,
çevresinde düşmüş meleklerin karanlık kanatları.
Göğün hükmünü reddeden o eski ses
şimdi ateşin içinde kendi özgürlüğünü arıyordu.

Toprak henüz insanın adını bilmiyordu o vakit,
Tanrı'nın nefesi çamurdan bir bedene dokundu.
Adem gözlerini açtığında gördüğü ilk şey cennetti;
fakat insanın içine neden bir merak konduğunu kimse söylemedi.

Yasak ağacın altında kıvrılan yılan,
meyvenin kırmızı yüzünde başka bir hakikat taşıyordu.
Melekler susarken Adem elini uzattı;
belki de günah, ilk kez bir soru biçiminde geldi.

Cennetin kapısında ateşten bir kılıç,
arkasında dört nehrin ve sonsuz bahçenin ışığı.
Önünde ölüm, acı ve bilinmeyen bir dünya;
insan ilk kez gökten ayrılırken kendi kaderini taşıdı.

Kafkas kayalıklarında zincirlerin soğuğu,
Prometheus'un ellerinde tanrılardan çalınmış ateş.
Zeus'un öfkesi göğü kaplarken
insanın karanlığına ilk ışık böyle düştü.

Her sabah kartal yeniden kondu kayalığa,
aynı yarayı gagasında taşıyarak.
Prometheus acının içinde ateşi korurken
insan, kendisine verilmemiş bir bilgiyi taşıdı.

Sonra İkarus çıktı mavi göğe,
balmumu kanatlarında güneşin çağrısı.
Aşağıda babasının sesi, yukarıda sonsuzluk;
bir insanın göğe sığmayan arzusu.

Güneş yaklaştıkça eridi kanatları,
Ege'nin sularına karıştı genç beden.
Denizin üzerinde yalnızca tüyler kaldı;
gökyüzü yine de hiçbir şey söylemedi.

Styx'in kıyısında siyah sular,
Charon'un elinde ağır bir kürek.
Orpheus'un lirinden yükselen ezgi
ölümün kapısına kadar uzandı.

Hades tek bir şart bıraktı ardında:
Eurydike'ye bakmadan çıkacaktı.
Fakat sevdiğinin sessizliğini arkasında taşıyan insan,
hangi karanlıkta gözlerini kapatabilirdi?

Bir anlık dönüş, bir gölge, bir kayboluş;
Eurydike yeniden yeraltının sessizliğinde.
Orpheus'un elinde yalnızca liri kaldı,
ölüm bir kez daha sevgiden güçlü çıktı.

Uruk'un taşlarında Gılgamış'ın adı,
ölümsüzlüğe uzanan uzun bir yol.
Enkidu'nun ölümünden sonra açılan o yara,
bir kralın göğsünde bütün insanlığın korkusu.

Utnapiştim'in uzak kıyısında bir gemi,
tufandan sonra suskun dağlar.
İnsan ölümsüzlüğü ararken karşısında
kendi sonunun değişmez yüzünü buldu.

Anubis karanlık salonda terazisini kurdu,
Ma'at'ın tüyü bir kefede sessizce durdu.
Öteki kefede bir insanın kalbi;
dünyada taşıdığı bütün hayat kadar ağır.

Kuzeyde Yggdrasil'in dalları titrerken,
Nornların ellerinde kaderin ince ipleri.
Odin'in karşısında yaklaşan Ragnarök,
tanrıların bile sığınamadığı bir son.

Fenrir zincirlerinden kurtulmuş,
Jörmungandr denizlerden yükselmiş.
Asgard'ın üzerinde ateş ve karanlık,
tanrıların ölümlülerden farkını silmiş.

Bunca tanrı, bunca düşüş, bunca ölüm;
cennetin ışığı ve cehennemin ateşi.
İnsan bütün bu hikâyelerin ortasında
kendisine ayrılan yeri arıyor hâlâ.

Belki cevap bir mabedin taşlarında,
belki Prometheus'un avuçlarında saklı.
Belki Styx'in karanlık sularında,
belki de doğduğu ilk anda insanın içinde.

Melekler göğün kapısında beklerken,
şeytan ateşlerin arasında kendi gecesinde.
Tanrılar suskun, ölüler yeraltında;
insan yine gökyüzüne bakıyor.

Çünkü cennet uzakta, cehennem derinde,
ama insanın içindeki boşluk ikisinden de büyük.
Binlerce yıldır değişmeyen o tek soru
gecenin altında yeniden yükseliyor:

Bunca sonsuzluğun içinde,
insana düşen ne?

Ege Kıyısı
Kayıt Tarihi : 29.08.2026 11:09:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!