Bir zamanlar
yalnız bir insanın kırgınlığıydık.
Şimdi...
Bir ovanın sabrı,
bir nehrin öfkesi,
bir dağın suskunluğu olduk.
Bizi susturduklarını sandılar.
Oysa susturulan yalnızca sestir;
toprağın dili yoktur sananlar,
köklerin gece boyunca birbirine haber taşıdığını bilmez.
Bir buğday başağı eğilir rüzgârda...
Korktuğundan değil.
İçinde bin yıllık emeğin ağırlığını taşıdığı içindir.
Ey karanlığı kendine mülk sananlar!
Geceyi uzattınız.
Demiri ekmeğin önüne koydunuz.
Çocukların avuçlarına
oyuncak yerine bekleyiş bıraktınız.
Kentlerin alnına beton,
köylerin alnına yalnızlık sürdünüz.
Ve sandınız ki
unutur insan...
Hayır!
Toprak unutmuyor.
Irmak unutmuyor.
Ocak başında ekmeğini ikiye bölen anne unutmuyor.
Madenin karasında yüzünü kaybeden işçi unutmuyor.
Tarlada güneşle konuşan köylü unutmuyor.
Çünkü hafıza,
yalnız kitaplarda yaşamaz.
Bir nasırın içinde yaşar.
Bir çatlamış avuçta yaşar.
Bir çocuğun sessizce büyüyen gözlerinde yaşar.
Bakın...
Rüzgâr değişiyor.
Dağların omzundan
yeni bir mevsim iniyor ovaya.
Çınarlar,
yüzyıllardır tuttukları sırları
yaprak yaprak bırakıyor toprağa.
Ve her yaprak,
bir insanın adını taşıyor.
Bir emekçinin.
Bir öğretmenin.
Bir öğrencinin.
Bir kadının.
Bir balıkçının.
Bir şairin.
Çünkü hiçbir halk,
yalnız yürümüyor.
Arkasında
bütün ölülerinin ayak sesleri vardır.
Ve önünde,
henüz doğmamış çocukların gözleri.
Biz,
yalnız bugünü savunmuyoruz.
Henüz kurulmamış sabahların nöbetindeyiz.
Henüz söylenmemiş türküler,
henüz açmamış güller,
henüz yazılmamış şiirler için
direniyoruz.
Çünkü biliriz...
Güneş,
hiçbir zaman
yüksek duvarların malı olmadı.
Rüzgâr,
hiçbir zaman
buyruk dinlemedi.
Nehirler,
önlerine çekilen taşları
sabırla aşındırır.
Ve halk...
Sabreden nehre benzer.
Sessiz görünür.
Ama yürümeye başladığında
önünde hiçbir kaya kalmaz.
İşte o gün,
meydanlar yalnız taş olmayacak.
Kuşlar,
çocukların kahkahasına konacak.
Ekmek,
paylaşıldıkça çoğalacak.
Adalet,
kitaplardan çıkıp
sokakların dili olacak.
Ve tarih,
bir kez daha
tahtların değil,
ayağa kalkan insanların
omuzlarında yeniden yazılacak.
İşte o zaman,
dağlar yalnız dağ olmayacak.
Irmaklar yalnız su olmayacak.
Bu ülkenin her ağacı,
her taşı,
her başağı,
her martısı
aynı türküyü söyleyecek:
"İnsan,
insanın gölgesi değil;
omzudur.
Ekmek,
bir lokma değil;
bir yemin.
Umut ise,
yalnız beklemek değil,
hep birlikte yürümektir."
Ve biz,
bir kıvılcım olmaya değil,
ufuktan ufka uzanan
bir şafak olmaya geldik.
Çünkü biliriz...
Toprağın hafızası uzundur.
Ve halk,
bir gün ayağa kalktığında,
yalnız kendini değil,
yarını da ayağa kaldırır.
Hikmet Metin ÇavdarKayıt Tarihi : 1.08.2026 15:18:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!