Sen geldin.
Bir odanın içine girer gibi değil de
sanki yıllardır orada duran bir sandalyeyi
ilk kez fark eder gibi geldin.
Ben o sandalyeye oturmadım.
Çünkü insan bazen oturursa
kalkamayacağını bilir.
Şimdi gitmekten söz ediyorsun.
Gitmek...
Ne tuhaf kelime.
Kapılar gitmiyor mesela,
duvarlar da.
Ama insan,
kendini de alıp gidiyor.
Geride yalnızca
sesini unutamayan eşyalar kalıyor.
Ben seni sustuğun yerden tanıdım.
Konuşunca eksiliyordun biraz.
Susunca çoğalıyordun.
Gözlerin,
iki pencere değildi yalnız.
İçeriye bakan bir evdi sanki.
Ben o eve girmek istemedim,
kapısının önünde beklemeyi
bir ömür sanacak kadar acemiydim.
Sonra akıl geldi.
Masanın üzerine oturdu.
Önüne kâğıtlar serdi.
Bir şeyler hesapladı.
Aşkı böldü,
özlemi çıkardı,
geleceği topladı.
Sonuç hep aynıydı:
İnsan kendini
hesabın dışında bıraktığı sürece
yanılır.
Şimdi sana
"Seni seviyorum."
demek,
bir cümle kurmak değil.
İçimde yıllardır yürüyen bir adamın
nihayet durması gibi.
Ya da hiç durmaması.
Kal desem...
Belki kalamazsın.
Git desem...
Bunu ben söylemiş olmam.
Çünkü ayrılık,
iki kişinin arasında duran üçüncü kişidir.
Ne senden yanadır
ne benden.
Kendi gölgesini büyütür durur.
Sen gidersen
bu oda eksilmez.
Masa yine masadır.
Pencere yine dışarı açılır.
Akşam yine vakti gelince iner.
Eksilen,
benim kendime dönerken kullandığım yol olur.
İnsan sevdiği gidince
yalnız kalmıyor.
Kendisine varmak için
bildiği bütün sokakları kaybediyor.
Belki de bu yüzden
gitme demiyorum artık.
Yalnız,
eğer gidersen,
içimde adını taşıyan o sessiz odanın
kapısını
usulca ört.
Kayıt Tarihi : 28.06.2026 15:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!