Her insanın içinde
adı konmamış bir mezarlık vardır.
Ben,
en güzel düşlerimi değil yalnız,
yarınlarımı da
senin adının toprağına gömdüm.
Ne bir ağıt yakıldı ardından,
ne bir omuz eğildi yasımın yüküne.
Çünkü bu çağ,
ölülerini değil,
yaşayanlarını gömüyor.
Ben de o yaşayan ölülerden biriyim.
Bir gün geldin.
Kışın ortasında açan asi bir çiçek gibi.
Bir gülüş bıraktın avuçlarıma.
İnandım.
Çünkü insan,
en büyük yanılgısını
umut sandığı yerde yaşar.
Sonra gördüm...
Yağmur yalnız ekin büyütmüyor.
Bazı yağmurlar,
yoksul evlerin damını çökertiyor.
Bazıları,
bir çocuğun ekmeğini,
bir annenin duasını,
bir âşığın yüreğini alıp götürüyor.
Ben de o yağmurun altında kaldım.
Seni sevdikçe
kendimden eksilmedim yalnız.
Bir ülke eksildi içimden.
Bir şehir sustu.
Bir meydan boşaldı.
Bir çocuk gülmeyi unuttu.
Çünkü insanın yıkılışı
yalnız kendisini yıkmıyor.
Sevda da bazen
bir memleket kadar büyük çöküyor.
Dediler ki:
"Zaman unutturur."
Yalandı.
Zaman unutmaz.
Yalnızca acının elbisesini değiştirir.
Yara kabuk bağlar belki,
ama kurşun
kalbin içinde pas tutarak yaşamaya devam eder.
Bakın...
Mevsimler kaç kez değişti.
Irmaklar denize kavuştu.
Dağlar rüzgârla konuştu.
Göç yollarında kuşlar yoruldu.
Ama benim içimde
tek bir sonbahar
hiç bitmedi.
Ben sustukça
sessizlik büyüdü.
Sessizlik büyüdükçe
şehirler karardı.
Çünkü bazı çığlıklar
duyulmadığı için değil,
duyulmaya cesaret edilemediği için sessizdir.
Şimdi anlıyorum.
Bazı insanlar
sevmek için gelmiyor dünyaya.
Eksiltmek için geliyor.
Bir çınarın gölgesini,
bir annenin duasını,
bir çocuğun kahkahasını,
bir adamın inancını
alıp gidiyor.
Sen de öyle gittin.
Ardında
bir insan değil,
koskoca bir boşluk bıraktın.
Şimdi gökyüzüne bakıyorum.
Yıldızlar bile
eskisi kadar cesur değil.
Çünkü bu çağ,
ışığı değil,
karanlığı büyütüyor.
Ama bilsin herkes...
Bir kurşun
eti deler.
Bir ihanet
ömrü.
Bir yarım sevda ise
yalnız insanı değil,
geleceğini de öldürür.
Ben toprağa düşmeden öldüm.
Adım okunmadan,
mezarım kazılmadan,
kimsenin duymadığı
sessiz bir savaşta.
Fakat bu yalnız benim hikâyem değil.
Bu,
maden ocağında kararan yüzlerin,
fabrika kapısında bekleyen emekçilerin,
tarlada güneşe meydan okuyan ellerin,
çocuklarına yarın bırakmaya çalışan annelerin,
umudu cebinde delinmiş gençlerin hikâyesidir.
Biz
aynı kurşunun
başka başka yaralarıyız.
Ve biliyorum...
Bir gün
kurşunlardan daha yüksek konuşacak türküler.
Bir gün
ekmek kadar kutsal olacak sevda.
Bir gün
insan,
insanı yaralamadan yaşayacak.
İşte o gün,
bugün içimize gömdüğümüz bütün mezarlar
çiçek açacak.
Ve biz,
yenilmiş değil,
ayağa kalkmış bir halk gibi
yeniden seveceğiz.
Hikmet Metin ÇavdarKayıt Tarihi : 6.08.2026 16:13:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!