Güzel bir güne uyanırcasına
Yetim ve öksüzler gibi
Başucunda
Bahar esini bayramlıkların
Yüreğinde
Kanat çırpışları kuşların
(Yorgun Yıllar Ağrısını Bırakıp Bir Göç Kuşu Gibi Geçip Gitti, Kanamalı Bir Hastanın Sağrısında Yarıldı Yüreğimiz Yarıldı, Yarılandı Yol Nice Ömürler Yarılandı, Acılar Her Bir Yanımızı Kapladı.
Yorgunuz Kendi Gölgesinde Yaşlı Bir Çınar Gibi, Pınarlarımız Ne Eski Akışında Nede Gün Şafaklarımız Tertemiz Bir Güne Uyanışta, Dünyamız Kirlendikçe Kirlenmekte Gün Çekilip Akşama Erince, Hüzün Gece Karası Mahur Besteler Söyler “Yorgun Her İşçi Yüzünde”(1) .
Özlemse İçimizde Sönmeyen Ateş Topu Bir Yanardağ Bir Alev, O Dağlar Ki Barut Ve Kanın Yangın İzini Sürerken Kekik Kokusunda Değil Şimdi.
Kentlerin Sokak Ve Caddelerinde Mutluluk Şarkıları Söylensin, Aç Açıkta Kalınmasın Herkesin Aşı- İşi, Ve Gözlerde Çocuk Sevinçleriyle Kardeşçe Paylaşım Olsun İstenirdi.
İstenir İstenmesine De Bir Şeyi İstemek Ona Ulaşmanın İlk Adımı Olsa Da Bu Pek Kolay Olmayan Bir Durumdu, Zoru Başarmaksa Onlara Kalandı.
Onlar Ki; Tozlu Yolların Tozunu, Korunaksız İzbe İşyerlerinin Ciğerlerine Yapışan Kahrını Yutarken,
dalgaların sesi gecenin sesinde
gece serin rüzgar essin isteniyordu
mevsim giymiş sımsıcak gömleğini
sevdanın ateşince yakıyordu
boğucu yakıcı idi rüzgarın esintisi
Güneşe Yürüyenlerin Türküsüyle
bu kaçıncı yediğimiz darbe üstüne darbe
rezilce hayatımızın kaçınılmazlıkları
can bir hallerde kaçışlar içe gidişlerde
büyütmekte direnerek yürek ağrısını
Geçtiği Yollarda Ne Ağaçlarda Çiçeklerde Renklerin Berraklığı Ve Parlaklığı Vardı Ne Toprağın Canlılığı Sanki Bir Yangından Çıkmıştılar Bulutlar Parlak Beyaz Değildi. Nehirler Hüzün Çağlarcasına Akıyor Boz Puslu Bir Renk Dağların Üzerinde Dolaşıyordu. Yaşlı Adam Uzun Yolun Yolcusu Olduğundan Üzerindeki Giysileri Kirlenmiş Hırpani, Epey Yorgun Ve Bitkin Görünüyordu. Gözlerindeki Umut Işığı Güneşin Sönmeyen Işığını Taşırcasına Bakıyor, Kükremeye Hazır Volkanik Bir Dağ Gibi Durmaya Çalışıyordu.
Genç Diri Delikanlı Edasıyla Tok Bir Sesle Kahvehanedekilere Anlatacaklarım Var Gelin Dinleyin Diyerek Seslenir. Sözünün Dinlenip Saygı Görüp Sevilen Biri Olması Onun Bilge Kişiliğinin Yanında Çevresine Karşı Daima Duyarlılığından, Yapıcı, Mert, Adı Gibi Acar Kişiliğinden Kaynaklanmaktaydı. Bu Nedenle Her Seslenişi Bir Çağrı Gibi Kabul Gördüğünden Kahvedekiler Çevresine Bir Çember Oluşturarak Toplanır.
Zaman Sarkacından Akıp Gelen Kara Günlerin İnadına Saçları Zamanın Yengisinde Erkenden Aklaşan Mağara Oyuklarından Sızmaya Çalışan Işıkla Başlar Anlatmaya:
Bakıyorum Güneşin Battığı Yerden Güneşin Doğduğu Yere/ Ey Kendine Adaletinle Efendi Düzeni, Ne Kadar Kesersen Kes Aşağıdan Sakal Yukarıdan Bıyık Yinede Çıkar Ve Uzar/ Toprağı Ne Kadar Nadasa Alırsan Al Ayrık Otları Arsızdır, Var Olanı Yok Etmek Yok, Saymak Kolay Mıdır? Bilirim; Derdin Zaman Kazanmak Ömrünü Uzatmaktır. “Adı Piç Konulan Kürt”(1) Tarihin Çöplüğüdür Senin Bu Tanımın/ Onlar Yüz Yıllardır Güneşin Doğduğu Yerde Yaşarken Yok, Edilemez “Örgütlü İşçiler Yenilmez” Bir Halktı (2) Sen Ki; Aydınlığa Karanlık Gölge Düşüren Üzerlerine Gelip Egemenlik Kurandın/Bilinmesin Duyulmasın İstediğinden Onları Göçertir Yok Sayardın/Biz İse; Habersizdik Gün Sancılarında Güneşin Doğduğu Yerde Olup Bitenden/İşlesin Diye Düzenin Çarkları Günün Uyanan İlk Işığıyla Başlarken Emeğin Yürüyüşü
Her Gün Güneşi İlk Önce Kürt Kardeşlerim Görürdü./Aydınlık, Huzurlu Özgür Ve Mutlu Geçer Miydi? Günü/Açıp Bakmadıysan Tarihin Gerçekliğine Bir Bizden Habersiz Kim Duyar Kim Bilirdi Bu Yüz Yılın Acı Sağanağında Ki Ağıtını. Kökleri Toprağın Bağrında, Ağıtı Yüzyılların Şavkında, Duyulmazdı Yılların Acıları, Kaldıkça Sağır Kulaklar Curcunada./ Onca Sürgün Onca Kıyım Onca Ölüm Kâr Eyledi Mi? Sürgündü Sürülen Toprak Değildi Kürt Kadının Rahminde Sürgün Verdi, Yok Olmamak İçin Doğurdu İnadına Bire On Bereketli Toprak Ana Gibi/ Gölgeler Gölgeleri Kovalarken Yaşama Örülüp Düşen Karaltı, Baktığını Görmezden Gelen
Gözleri Bağlı Şaşalı Şakırtı/İnkârcıların Yalan Kalesinde Bir Tarih Bir Halk Bir Yaşamdı, Kan Ve Barut Kokuları İçinde, Yok Edilmek İstenen İnsanlıktı /Şimdi Doğudan Acılarından Bir Halk Var Ayağa Kalkan/Anlamak Diye Bir Derdin Varsa Anlarsın Diyerek Sözünü Tamamlar.
Can yüreğim zülfün de yel eser
Hep kanar senli benler
Sevdiceğim özgürlüğün kuşudur
Geceye kanat açar
Kanasın geceler
Beklenen gün gündür gelen
Yapıştım sarı zaman saçlarına
Koşarım doludizgin yangınlara
Direnmek bir başına kalışlarda
Yaralıyım çatışma ortasında
Vurgunum delik deşik duvarlarda
Onlar; beş çocuk ve anne babalarıyla bu toplumsal travmaları yüksek
geri kalmış bir ülkede yaşamaya çalışan yoksul, çalışkan, onurlu ve sosyal bilincin yetersizliğinin girdaplarında bir aileydiler.
Ahu anne 16 yaşında evlendirilmiş çocuk yaşta anne olmuş bir ev kadını, Suphi baba ise adeta mevsimlik bir işçi, inşaatlarda boyacılık yapmaya çalışandı.
Her ikisi de otuzlu yaşları aşmış bu zorlu yaşam mücadelesinde var olmanın, yaşamanın direnciyle dünya güzeli tatlısı beş çocuklarıyla ailelerinin kendilerine verdiği dairelerinde, iyi ki kira ödemeden yaşamaya çalışıyorlardı..
Hiç düşünmüş müydüler? Dünyaya gelişleriyle an be an gözlerinin önünde serpilip gelişerek büyüyen sevgili çocuklarının bir zaman sonra patlayan bir yanardağın lavlarını kusarken, akışında önüne kattığı her şeyi anında yakıp yok edişinde ki gibi ciğerine yapışan illet bir hastalığa tutularak gün be gün eriyişini…
Ya o sevginin, masumiyetinin can güzelliği çocuklar, şöyle bir serzenişte bulunarak Ah anne ah, Ah baba ah diye hiç düşünmüş müydüler?
Yaşamalısın
Merhaba mavi uçukluğum
Merhaba gün ışığına hasret kardelenim
Merhaba asi nehrim
Merhaba yedi veren gülüm
(Kar yağar biz geliriz üşür gündüzümüz gecemiz
Gün doğar ellerimizde kuşanıp şafakları biz geliriz
Birer onar biner kırılır milyon milyon çoğalır biz geliriz
Her güne bir gün eklenir her söze bir söz düşer biriz)
Zirvesi alçaklığın belgesi olan




-
Umut Yıldırım
Tüm YorumlarIşıklar içinde uyu güzel insan. Seni unutmayacağız