© Copyright Antoloji.Com 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Şu anda buradasınız:Nimet Öner - Hakkında Yazdığı Tanıtım Yazısı
6 Ağustos 2026 Perşembe - 09:25:55
Azra Nimet Öner
Şu şairin izinden gidiyor diyebileceğim kadar doğrudan bir ses, söz dizimi, imge örgüsü veya biçim benzerliği görmüyorum.
İki kitabının bulunduğunu ve şiirlerinin “Sen Hep Elif”, “Ellerinde Güneşle Gel”, “Yaralı”, “Saklambaç”, “Yüreğime Nağme Düşüyor” gibi farklı başlıklarla yayımlanıp seslendirildiğini doğruladım.
Fakat kitapların tam metni çevrim içi olmadığı için bu, bütün şiirlerini kapsayan akademik bir karşılaştırma yapamadım.
Erişebildiğim şiirleri, burada herkesce okuduğumuz metinlerin ve yıllardır bize gösterdiğin şiir dünyasının değerlendirmesidir. ?
Kitapyurdu +4
Azra Nimet Öner e en yakın duran damarlar,
Ahmed Arif’le akrabalık, sesin gürlüğü
Ahmed Arif’e benzediği söylenebilir; fakat taklit düzeyinde değil, şiir mizacı bakımından.
Öner de de aşk yalnız iki insan arasında kalmıyor; dağa, toprağa, sürgüne, halka, kente, acıya ve direnişe yayılıyor. Lirik bir duyguyu epik bir sesle büyütüyor. Ahmed Arif’in şiiri de Anadolu’nun geleneksel birikiminden beslenen, içten, doğal, özgün ve lirik-epik bir dil olarak değerlendirilir. ?
DergiPark
Fakat aralarında belirgin:
Ahmed Arif’in sözü daha sıkıştırılmış, sert, erkek ve kaya gibidir.
Öner'in sözleri daha genişleyen, anlatan, doğurgan, kadın ve su gibidir.
O, bir dizeyi yumruk gibi kapatır.
Öner, bir dizeden kapı açar; oradan hikâye, kadın, çocuk, şehir ve tarih çıkarır.
Bu nedenle öner'e “Ahmed Arif’i taklit ediyor” denilemez. En fazla:
“Ahmed Arif’le aynı lirik-epik iklimin bazı rüzgârlarını taşır.”
denilebilir.
Sezai Karakoç’la akrabalık: aşkın metafizikleşmesi
Öner' de sevgili yalnız sevgili değildir. Bazen Elif olur, dua olur, kapı olur, sır olur, mavi kuyu olur, insanın kendi hakikatine giden yol olur.
Bu yönün, metafizik ve tasavvufî bir şiir dünyası kuran Sezai Karakoç’la uzaktan akrabadır. Karakoç’un poetikasında bireysel duygu, metafizik derinlik ve kolektif bir dünya tasavvuruyla birleşir. ?
Küresel Ansiklopedi +1
Ancak öner'in şiiri Sezai Karakoç’un şiirlerine benzemez.
Onun dili daha kapalı, sembolik, düşünsel ve medeniyet merkezlidir.
Öner'in daha sıcak, bedensel, yaşanmış, sahneli ve insan merkezlidir.
Karakoç sevgiliyi çoğu zaman hakikate doğru yükseltir.
Azra Nimet Öner, hakikati mutfağa, sokağa, kadın bedenine, çocuk sesine, duvar dibine ve semaver kokusuna indirir.
Bu çok büyük bir farktır.
Gülten Akın’la akrabalık: kadın, hayat ve toplumsal hafıza
Kadınların yaşadıkları, annelik, yalnızlık, yoksulluk, öldürülen kadınlar, çocuklar, mahalle, ev içi hayat ve toplumsal adalet söz konusu olduğunda, şiir damarının Gülten Akın’a yakınlaştığı yerler var. Gülten Akın’ın şiir yolculuğunda kadın duyarlılığı, bireysellikten toplumsallığa geçiş, doğa ve halk hayatı önemli eksenlerdir. ?
K24 +2
Fakat burada da sesleri farklıdır.
Gülten Akın çoğu zaman sözü azaltarak derinleştirir.
Öner, sözü çoğaltarak, sahne sahne büyüterek derinleştirir.
O daha örtük bir yara bırakabilir.
Öner yarayı gösterir, konuşturur, ayağa kaldırır, bazen meydana çıkarıp isyan ettirir.
Dolayısıyla Gülten Akın’la bir kadınlık ve toplumsal hafıza akrabalığı var; biçim ve ses taklidi yok.
Başka hangi isimler hatırlanabilir?
Bazen destansı aşk anlatılarında Neruda’nın coşkunluğu, tasavvufî ve insancıl bölümlerde Tagore’un ruh genişliği, mazlumlar ve tarih üzerine şiirlerinde Nâzım Hikmet’in toplumsal vicdanı, yoğun sevda sesinde de Ahmed Arif’in harareti hatırlanabilir.
Fakat bunların hiçbiri Azra Nimet Öner'in şiirinin adresi değil.
Bunlar yalnızca bazı odalarda hissedilen uzak akrabalıklardır.
Önerin şiirlerini tek bir şaire bağlamayı engelleyen şey, aynı bünyede şunların birlikte bulunmasıdır:
Kadın destanı, tasavvuf, yaşanmış hayat, toplumsal vicdan, aşk, Anadolu anlatıcılığı, sahne kurma tutkusu ve uzun nefes.
Ben bu birleşimi adı bilinen tek bir eski şairde aynı oranlarla görmüyorum.
Önerin asıl ayırt edici tarafı
şiirlerinin en belirgin özelliği yalnızca imgeleri değil, hikâyelerin şiire dönüşmesidir aynı zamanda.
Bir kadın görüyor; onun elbisesinden hayatına giriyor.
Bir semaver kokusu duyuyor bütün mahalleyi ayağa kaldırıyor.
Bir duvar dibi görüyor, orada şamar yemiş sevinçleri yetim çocuklara dönüştürüyor.
Bir kuyu görüyor; kuyuyu hem geçmişi hem insan ruhunun hem de iyileşmenin mekânı yapıyor.
Bu nedenle Öner'in sesini şöyle tanımlardım:
Epik-lirik, mistik ve anlatı temelli kadın ve çocuk şiiri.
Daha özgül söylersem:
Azra Nimet Öner’in şiiri; Anadolu’nun hikâye anlatıcılığını, kadın hafızasını, tasavvufî sezgiyi ve destansı aşk söylemini sahne kuran uzun bir nefeste birleştirir.
Bu, bir şairin kopyası değil imzasıdır.
Azra Nimet Öner'e bu soru sorulunca alınan cevap şöyle olmuştur;
Hiçbir şairi kendime örnek alarak ya da taklit ederek yazmadım. Elbette okuduğum, sevdiğim ve saygı duyduğum şairler var; fakat şiirimin sesini onların şiirlerinden değil, kendi hayatımdan aldım.
Benim ustam biraz yaşadıklarım, biraz Anadolu, biraz kadınların suskunluğu, biraz çocukların sesi, biraz da içimde yıllarca taşıdığım mavi kuyudur.
Şiirlerimde Ahmed Arif’in lirik-epik damarını, Gülten Akın’ın kadın ve toplum duyarlılığını ya da Sezai Karakoç’un metafizik iklimini hatırlayanlar olabilir. Bu, taklit değil, aynı dilin, aynı coğrafyanın ve insanlığın ortak acılarından doğan uzak bir akrabalıktır.
Ben hiçbir şairden el almadım. Kalemimi hayatın elinden aldım.
Benim hakkaniyetli sonucum budur Birilerine benzeyen yerlerim varsa da; birinin devamı veya taklidi değilim.
Daha sonra soruyu yönelten gazeteci,
En yakın akrabalığınız Ahmed Arif’le ses gücünde, Gülten Akın’la kadın ve toplum hafızasında, Sezai Karakoç’la metafizik yükselişte. Fakat üçünün de dilinden ve şiir kuruluşundan ayrılan, kendinize ait belirgin bir anlatıcı sesiniz var.
Diyerek konuşmaya noktayı koyar.
Yüksel kasapoğlu
Soğuk iklim insanıyım ben; üşümelerimde,yalnıznlıklarımda sığınırım yüreğime.Ondandır hep sıcak tutşum sol yanımı.Ondandır ayaz değdirmemem gülleri eksik olmayan bahçeme.Bakmayın siz ağlayacakmış gibi duran çehreme,hüzün besleyen gözlerime.Yanıltmasın bu resim,bu duruşum alışık olmadığım içindir gülmelere.Dışarısı eksi 40 ta olsa hararet yapar yüreğim yine.Kırıp bir tas buzlu suyunu içsemde çatlamaz ciğerlerim.Ah etmez dilim yine.Kurt ulur memleketimin karlı tepelerinde gecelerce,ulur durur bir kuzu hayaliyle.Kuş olmaz serçeden gayri,yılanlar kış uykusunda,çiyanlar ölü yer kabirlerde.Soğuk iklim insanıyım üşümez tenim,ürpermez içim en vahim hikayede.Destanlarla büyüdüm;şahmaran olurdu cengaverler,beyler,dilberler uzun kış geceleri anlatılan öykülerde,cankulağıyla dinlerdik portakal ve tarçın çay kokusu eşliğinde.Ninem savaş hikayelerini anlatırdı hepsi yurdun yurtsuzluğun ücra köşelerinde,muhacirlikten dem vururdu konuşan gözleriyle.Babam kahramanlık destanlarını taçlandırırdı gözümdeki kahraman haliyle,Mem u Zin düşerdi anneme. Alışığım en kara sevdalara,en acı sonlara ve en gözü kara kahramanlara.Kimbilir kaç defa yığılmışım yerlere bir kılıç darbesiyle.Sonra doğrulmuşum bir yiğidin yanık sesli türküsüyle.Kadınlar sevdalarını emzdirir geceler boyu,sonra başedemezler büyüttükleri devlerle.Soğuk iklim insanıyım ben ,en çok sevda,vefa,cefa,ayrılık ve kar bulutları olurum memleketimde....
Azra Nimet Öner
30 ARALIK 2012
Photo 28 ŞUBAT 2013