SEN MİYDİN O?
Daha sen gelmeden önce
bir şeyler değişmişti dünyada.
Akşam, her zamankinden erken
indiriyordu perdelerini şehrin üstüne.
Lambalar sokak başlarında
ellerini birbirine sürterek
uzun bir geceye hazırlanıyordu.
Bir tren,
hiç bilmediğim bir istasyondan kalkıyor,
düdüğünü gelip
kalbimde çalıyordu.
Rüzgâr, adını henüz öğrenmediği birini
aratır gibi dolaşıyordu saçlarımda.
Gökyüzü, içinden bir yıldız eksilmiş de
hangi eve düştüğünü bilmiyormuş gibi
sabaha kadar penceremi gözlüyordu.
O zamanlar
bütün bunları yalnızlık sanıyordum.
Meğer dünya,
birinin gelişine hazırlanıyormuş.
Meğer bazı karşılaşmalardan önce
eşyanın da kalbi çarpıyormuş.
Bir sandalye,
yanında oturacak kişiyi beklerken eskirmiş.
Bir fincan,
dudağına değecek cümleyi bilmeden soğurmuş.
Bir kapı,
açılacağı eli yıllarca rüyasında görürmüş.
Seni tanımıyordum.
İçimde
sana ayrılmış bir yer vardı.
Kimse ağırlanmamıştı orada.
Kimse duvarların gölgesinde oturmamıştı.
Bazen gece yarısı uyanır,
odanın içindeki sessizliğe dinlerdim
Biri az önce kalkıp gitmiş gibi
perdeler hafifçe kımıldardı.
Saatin tik takları,
duvarda değil, kalbimde çınlardı.
Her vuruşta
bir yol biraz daha kısalır,
iki şehir birbirine biraz daha yaklaşırdı.
Zamanın, seni bana taşıdığını bilmiyordum.
Belki seninle aynı anda
başka şehirlerin başka başka pencerelerinden
aynı aya bakıyorduk.
Belki senin de önünden
adı konmamış bir özlem geçiyordu.
Belki bir türküde duruyor,
bir cümlenin ortasında susuyor,
nedenini bilmeden
bir kalabalığın içinden dönüp bakıyorduk.
Belki ben değildim gördüğün.
bendim seni çağıran belki de.
Sonra bir gün
kalabalığın içinden biri geçti.
Öyle büyük şeyler olmadı.
Gök yarılmadı.
Dağlar yerinden yürümedi.
Deniz, kıyısındaki bütün gemileri
bir anda özgür bırakmadı.
Deniz tutuşmadı
Gök yanmadı mesela.
Yalnızca sen baktın.
İçimde yıllardır kapalı duran
bütün pencereler aynı anda açıldı.
Bir kuş sürüsü havalandı göğsümden.
Çocukluğum, saçlarını tarayıp
kapının önüne çıktı.
Unuttuğum bütün baharlar
eteklerini toplayarak bana doğru koştu.
Seni gözlerinden değil, yaralarından tanıdım.
Sesinde,
Sustuğum yer vardı.
Susuşunda
Yıllarca söyleyemediğim cümleler.
Sanki aynı fırtınanın
iki ayrı kıyıya attığı iki ağaçtık.
Köklerimiz toprağın altında
çoktan birbirine değmişti de
biz gövdelerimizle yeni tanışıyorduk.
O an sana sormadım.
Sen miydin o?
Sormaya korktum.
İnsan yıllarca beklediğini bir anda karşısında bulunca,
hemen dokunamıyor.
Bir rüyanın omzuna elini koyarsa
uyanacakmış gibi bekler ya insan
Ben de öyle bekledim.
Sana bakarken
bütün uzak yolları düşündüm.
Ayağıma batan taşları,
geç kaldığım trenleri,
yanlış kapılarda üşüyen ellerimi,
sesimi duymayan duvarları.
Hepsi gelip arkanda durdu.
Anladım,
yanlış yollardan geçmezse,
Doğru kişiye varamayacağını.
Uzun yollardan da geçtim
Bütün kayboluşlarım
sana çıkan yolun eğrisiydi.
Bütün vedalarım
senin gelişine açılan boşluk.
Bütün kırgınlıklarım
kalbimde sana yer açan sessiz işçilerdi.
Söyle,
Sen miydin o?
Yağmur başladığında
aynı damlanın altında buluşacağım kişi?
Bir vapurun arkasından bakarken
gidişlerin değil, dönüşlerin de olduğuna
beni inandıracak olan?
Kahvenin üstündeki buğuda
yüzünü göreceğim?
Bir kitabın arasında kuruttuğum çiçeğin
yıllar sonra yeniden kokmasına sebep olacak olan?
Sen miydin o?
Ben daha adını bilmezken
kalbimde dolaşan?
Geceleri rüyalarıma giren.
Sabahları mucizeleri uyandıran?
Suskunluğumun dilini bilen
sessizliğimi yanlış anlamayacak olan?
Kelimelerimi değil,
kelimelerimin arkasında üşüyen çocuğu duyacak olan?
Söyle,
Sen miydin o?
Yıllardır içimde boş duran sandalyenin sahibi?
Bir ömrün kapısına gelip
tokmağı çalmadan bekleyen?
Ben bütün sesleri susturduğumda
kalbimin en dibinden gelen o tanıdık ses?
Belki de seni bulmadım hiç bir yerde rastlamadım
Belki ömrüm,
bunca yıldır sana doğru yürüyordu.
Belki bütün yollar
aynı kapının önünde bitmek için uzuyordu.
Belki kader,
bizi hemen karşılaştırmadı.
Önce ikimizin de
kendi karanlığımızda gözlerimizi açması gerekiyordu.
Önce sen, kendi uçurumundan geçtin.
Ben kendi kuyumun duvarlarını maviye boyadım.
Sonra dünya,
iki yorgun insanı aynı akşama bıraktı.
Şimdi karşımda duruyorsun.
Ne gökyüzü yarılıyor,
ne şehir diz çöküyor önümüzde.
Bir lamba yanıyor aşkın mabedinde
Bir fincanın buğusu yükseliyor.
Uzakta bir tren,
bu kez gitmek için değil,
birini birine getirmiş olmanın huzuruyla çalıyor düdüğü.
Ve,
bunca yılın içinden sana bakıp
ilk defa korkmadan soruyorum
Sen miydin o?
Ben daha doğmadan önce
duama kapısına bırakılan?
Bütün yanlış yüzlerin ardından
yüzüme doğru yürüyen?
Seni ararken
çoktan beni bekleyen?
Söyle,
Sen miydin o?
Yoksa ben'mi
bunca yıldır seni değil de
sende yeniden doğacak kendimi mi bekliyordum?
Şimdi cevap verme.
cevabını duyunca küçülür soru.
Bırak bu soru,
iki kalbin arasında bir mum gibi yansın.
Bırak rüzgâr, adını onun ışığından öğrensin.
Bırak zaman,
bunca yıl bizi neden ayrı tuttuğunu
biraz utançla anlatsın.
Artık biliyorum.
Tanıdığım gün değil,
Seni beklediğimi anladığım gün
sevdim.
Bütün ömrümün ardından
şunu söyleyebiliyorum,
İçimde yıllardır yürüyen
o adsız yolcu sendin
her gidişin sonunda
dönüp baktığım yer senin kalbindi.
Beni bu güne getiren
bütün yolların sonunda bekleyen sendin.
Sormayacağım artık
bunu bilmeye hazır değilmişim sadece
Şimdi biliyorum evet sendin o
Azra Nimet Öner
Nimet Öner
Kayıt Tarihi : 25.07.2026 11:05:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!