Uyan Gayri Şiiri - Kasım Kobakçı

Kasım Kobakçı
4542

ŞİİR


10

TAKİPÇİ

Uyan Gayri

Şu caddeler, ıssız beldenin kara surları,
Karanlık Babil'in öksüz doğurmuş diyarları,
Harcayıp mahveder taze rüyaları, fırlatıp dağlara,
Zehir zemberek girdabın acı veren zarları.
*
Çaldılar sefil çağımızı o acımasız kanlar,
Sabahı bekliyor bayat lokmalarla isli hanlar,
İs kokan ovalarda yutkunurken siyah zehri,
Validelerimiz yoğurdu nasırlı kollarla canlar.
*
Izdırabı, sefaleti, tükenmez krizleri,
Kavurdukça göğsümüzde yanan gizli izleri,
Devasa çelik bedenlerde harmanlayıp,
Zulümle dikermiş çatıların altında kimsesizleri.
*
Şahsımın parsı paşa olup, kurtaracak ferdimizi!
Bilakis şu kara gözlüm, parlatacak soluk benzimizi;
Ulu mühendis sıfatıyla, destanlar karalayacak,
Yegane dayanağımız, aydınlatacak denizimizi.
*
Yıkıp geçti yalan rüyaları zalim anlar,
Ağlarken sinedeki yorgun insanlar,
Kainatın sabahı, kin dökerek yüzümüze,
Nispeten isyan ettik, darmadağın kalanlar.
*
İhanetlerin süslü olanını fırlattık taşlara,
Meydan okuyan zalim bakışlar değerken naaşlara,
Eyvah diyerek; ibret maksadıyla, ateşe teslim etsem burayı?
Susturulan dillerle acıdık uçan göçmen kuşlara.
*
Gürültü yapmayın, sabit durun diyenlere,
Gösterişli sahnelerde, yetim hakkını yiyenlere,
Defalarca ezildik, kurban edildik ceza ödeyerek,
Defalarca yaralandık, ruhumuzu karanlık giyenlere.
*
Yittiğinde kıymeti, avucumuzda duran pürüzler,
Taze ürettiğimiz isyanlarla çınladı gündüzler!
Defalarca parçaladık sükutun kör düğümünü,
Ağlamayı terket, sus derhal, körleşmiş yüzler!
*
Kabullenemedin sanırım acımasız düzeni!
Karşında duruyor rızkın, umursama üzeni!
Niçin feryatlar, göğsünü dövüp durmalar,
Ardın sıra bıraktıklarınsa sadece kemik deseni!
*
Saraylılar misali kuşanıp gezinmek kolay ferman,
Masallar işittik, kalmadı dizlerde derman,
Dayan gayri, geçici serap yalanlarına!
Bıçak sırtı şarkılarla savruldu siyahi harman!
*
Nerede göbekli, saygıdeğer sayılanlar!
İşte bahsi geçen, köşe başlarında yayılanlar...
Meydanlarda kuru laflarla kahramanlık anlatan,
Çıldırıp sürünür, dalkavukluğa bayılanlar!
*
Keyiften mest olup, koltuklarında şişerken,
Bizlerse kızıl şerbet niyetine ağılar içerken...
Dudaklarından iğrenç sıvıları dökerek böğürdüler!
Şu fani suretli şeytanların yolundan geçerken...
*
Hangi şahsın hangisine ait olduğu belirsiz soylar,
Şahsın kökünü, mesken tuttuğu ıssız koylar,
Sinirim zıpladı, dimağım bedenimden uçtu,
Akrabasını koyduğu dipsiz karanlık boylar...
*
İnanmayın kibirli tavırlara, alayı yalan,
Korkaktır ruhları, cesaretleri korkuyla dolan,
Tanırım sürünün çürümüş kalplerini,
Maalesef devran dönüyor, elde tutulur talan.
*
Dokunmayın tutuşsun, kül edilsin koca liman,
Ateşlere teslim edilsin, kalmasın tek aman,
Karanlığıyla yalnız otursun caddeler,
Yetersiz gelir ceza, yıkılsın zaman.
*
Köşesinde, seyirciler huzurunda fütursuzca,
Fırlatılsın edepsiz fırtınalara doğru şuursuzca,
Taze ürettiğimiz beddualar çınlasın göklerde,
Ardından sanatçı kazısın mısralara onursuzca.
*
Şu deli fikrimiz; tutmaz mısın kat'iyen telkinleri,
Cesaret dedikleri göğüste yanan koca zenginleri,
Takan bulunmaz kuralları, dinleyen yasakları!
Zorbalık denilen şey kolay sanılır, ezer enginleri!
*
Asi çağlar, damarların deli akışı,
Damarlardaki ateş, dünyaya ters bakışı,
Yutkun, kaybedersin nesini? Silinir kederin!
Şahsi paşasısın buraların! Yakışır alnının nakışı!
*
Şu elindeki zehir, unutturur sızıyı!
Şu is siler atar alın yazıyı,
Ant içerim, havalanırsın göklerin zirvesine,
Neticede kabullendik ruhumuzu oyan kazıyı.
*
Karardı, parlayan masum hedefler,
Geçmiştekiler nerede? Sevdaya adanmış sedefler...
Validelerimizin tertemiz duaları misali,
Serap oldu tutkular, boşa çalındı defler.
*
Diyarı yerle yeksan etmeyeyim de neyleyim?
Kuytusunu, ihanetin maskesini peyleyim,
Hangisi hangisini harcar acımasız panayırlarda?
Ezberledim tamamını, müsaade edin isyan eyleyim.
*
Dikilip vahşi pusu, patikanın garibine?
Ateşe versem şurayı? Gidiyor takibine!
Zihnime üşüşür, akıttığım kayıp damlalar,
Taze çağım, göğsümün kaçıncı vuruşu dibine?
*
Terk eyleme, bittim gayri, dermanım kalmadı yavrum,
Ziyan olacaksın, mahvedeceksin, yollar uçurum,
Zamansız çınlar titrek feryat işitmesem de,
Ey bahtsız, dertli, beyaz telli, koca gururum!
*
Cahillik, asi rüzgar bırakmaz yakanı,
Arzulasan dönemezsin, sararlar etrafına kalkanı,
Hararetini özlerim tınısının, kollarının şefkatini,
Hasret kaldım, genzimde tüten o hakanı.
*
Bulunmaz ebeveyn misali şefkatli liman,
Yalanlar sarmalı, zihnimizde çalsın duman,
Gösteriş tutkusu, bitmez iştahımız,
Sırtlara atılan paltolarla, yürürdük yaman.
*
Çevirip dururken zincirleri, daracık avlularda,
Çalım satarken, ezilmiş contalarda,
Fark edemedik sefaletin, cehaletin dibi sayıldığını,
Sonradan kavradık ilmin faziletini, oltalarda.
*
İmal etmenin, emeğin kutsal değerini,
Arlanmanın, bedenin bilmesi yerini,
Hicap duymayı ziynet misali taşıması gerektiğini,
Bölüştükçe silindiğini kederin karanlık siperini.
*
Genişlediğini neşelerin, ortaklığın yüce hissini,
Gecikmeli kavradık sevmeyi, silemedik gözün isini,
Mantıksız kafamız, bitmek bilmez hamlığımız,
Göremedik sahte dünyaların sunduğu pisini.
*
Zehirli şişlerin sivrisinde ararken kurtuluşu,
Harcayıp bitirdiğimiz masumiyetin yok oluşu,
Kimsesizliğe mahkum ettiğimiz taze çağımız,
Kaybolan yıllarımızın feryatla son buluşu,
Ağlatır ruhumuzu, maziye edilen uçuşu!
*
Uyan gayri karanlık, dipsiz, soğuk rüyadan,
Uzaklaş kahramanların gezdiği fani dünyadan,
Gerçek cesaret, karanlığı kökünden kazımaktır,
Umut yeşertmelisin çürümüş olan mayadan.

Kasım Kobakçı
Kayıt Tarihi : 10.06.2026 15:26:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!