Dört dizemde, dört şeker tabağı sunuyorum sizlere;
Ezmeler, lokumlar var, çikolatalar filan
Lütfen, herkes sevdiğinden buyursun alsın,
Bayram boyunca, ağzınız hep tatlı kalsın...
Bu bayram kusurluyum, gidemedim büyüklerime
Bugün, vuslat günümüz
Hasretliğe doy da, gel.
Bu, bizim düğünümüz;
Kınalan gel, toy’da gel!
Denizlerin engini
Gel güzelim, geç karşıma, seyredeyim bir, hele
Nispet olsun menekşeye, karanfile ve güle.
Ayrı düşmüş birbirinden, hasret kalmış, özlemiş
Gözlerimiz, halay çeksin, tutuşarak elele...
Koy avcuma ellerini, tenim yansın, tutuşsun,
Bu sahilde seninle elele
Coşkun dalgaların şarkısını dinlerdik bıkmadan;
Elinin sıcaklığı, bakışların
En güzel şiirlerin dizeleri gibiydi,
Ben mutluydum, ben şaşkındım, ben âşıktım,
Sen; hercaâi...
KARGASEKMEZ'den gelirler,
ETYEMEZ'de otururlar,
KUŞKONMAZ yetiştirirler.
Ne yapsınlar? ...
Kasvetli bir hazan vakti;
Yıpranmış anılarla nemlenmiş gözlerin,
Kıskanç gölgelerin gizlediği yüzün,
Ve bozulmuş bahçelerde
Buram buram hüzün...
Bir İstanbul Nostaljisi: 'En Son Çıkan Şarkılar, 25 Kuruş'
Henüz, İstanbul'un, asfalta, betona ve arabesk kültüre esir düşmediği yıllardı. İstanbul sokaklarının, insana duygusuzca bakan, asfalt kaplı yüzleri yoktu. Eğri büğrü arnavut kaldırımıydı ama, kenarlarını dantel gibi süsleyen, yılların dostluğuyla kol kola girmiş ahşap evler, konaklar ve bahçe duvarlarından sarkan leylâklar, mor salkımlarla, daha şirin, daha sıcak, daha içten ve bizdendiler.
Sokak sakinleri, öylesine benimsemişlerdi ki sokaklarını, her sokakta 'Çöpçü' denen, elinde uzun saplı bir faraş ve çalı süpürgesiyle gün boyu sokağı temizleyen, üniformalı bir temizlik görevlisi bulunmasına rağmen, herkes, sokağın, kendi evinin bir parçası gibi gördüğü yakın bölümlerinin temizliğine itina gösterir, katkıda bulunurdu. Hattâ, hemen her evin bahçesi varken, çocuklar da, çoğunlukla, ortak bir bahçe gibi gördükleri sokakta, eğri büğrü taşlar üzerinde küçük bir lâstik topla, o da yoksa bazen bir çam kozalağıyla maçlar yapar, türlü oyunlar oynarlardı. Trafik veya kötü niyetli bir yabancı gibi tehditler de olmadığından, babaların iş dönüşü saatlerine kadar, sokak, çocuk cıvıltılarıyla dolar, daha bir şirinleşir, şenlenirdi.
Kızgın rüzgârlar esti o kızıl dudaklardan,
Titredi, ona doğru savruldu dudaklarım.
Kollarımda süzüldü, bin nazla, bin işveyle,
İpek tenin tuzuyla kavruldu dudaklarım...
Baharın coşkusuyla, açılmış çiçek gibi,
yarım yüzyıl kadar önce, bu ülkede 'Yüksek Adalet Divanı' adı ile bir rezalet yaşandı.
'Sizi buraya getiren kuvvet, böyle istiyor' diyebilen ve o talimat gereğince karar verdiğini adeta itiraf eden Karagöz sesli bir başkanla, onun Hacivat sesli savcısı,, üçü gerçekleşen bir sürü idam kararı verdiler.
O kararlarla idam edilenler, elli yıldır, bu milletin büyük çoğunluğunca kahraman oldular milletin gönlünde.
Fakat, o rezil mahkemenin bu Karagöz başkanıile Hacivat savcısı, aradan geçen bunca yıl, adalete sürülmüş pis lekeler olarak, tiksintiyle anılıyorlar, rahmetle bile değil...
Bu gün de ilginç bir gelişme yaşanıyor ülkemizde.
Türkiye Cumhuriyetinin Genel Kurmay Başkanı, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapse mahkum ediliyor yine bir mahkeme tarafından.
BEN PES ETTİM AMA, GÖNÜL ETMİYOR...
Her sevda, ömrümde farklı bir renkti,
Sevgisiz günlere dargınım şimdi.
Sevmek, benim için, yaşama denkti,
Tükenmiş gönlüme kırgınım şimdi.




-
Filiz Kalkışım Çolak
-
Günay Öztürk Özdemir
-
Fatma Avcı
Tüm YorumlarHoşgörüsü ,pınarlar gibi akar şiirin duvağından ;uçar bir kızın sinesine konar ,bir oğlan gülümser göğsünde, göğün kuşağından rengarenk sevgiler diziliverir boynuna insanın, Ünal babacığımın dokunuşlarından.Sabah eğilir, suyun çehresinden öper, inci tanesi gibi yaşlar sıralanır gözlerinden güle mera ...
'Öyle bir sen ol ki içimde, içinde hep ben olayım.'.. (*)
Tek bir mısra, satırlara bedeldi. güçlü kaleminizi ve yüreğinizi kutluyorum Sayın Ünal bey
herkese göre bir şiir olmuş... :) :) :) :) :