Kasvetli bir hazan vakti;
Yıpranmış anılarla nemlenmiş gözlerin,
Kıskanç gölgelerin gizlediği yüzün,
Ve bozulmuş bahçelerde
Buram buram hüzün...
Bu sahilde seninle elele
Coşkun dalgaların şarkısını dinlerdik bıkmadan;
Elinin sıcaklığı, bakışların
En güzel şiirlerin dizeleri gibiydi,
Ben mutluydum, ben şaşkındım, ben âşıktım,
Sen; hercaâi...
Bir İstanbul Nostaljisi: 'En Son Çıkan Şarkılar, 25 Kuruş'
Henüz, İstanbul'un, asfalta, betona ve arabesk kültüre esir düşmediği yıllardı. İstanbul sokaklarının, insana duygusuzca bakan, asfalt kaplı yüzleri yoktu. Eğri büğrü arnavut kaldırımıydı ama, kenarlarını dantel gibi süsleyen, yılların dostluğuyla kol kola girmiş ahşap evler, konaklar ve bahçe duvarlarından sarkan leylâklar, mor salkımlarla, daha şirin, daha sıcak, daha içten ve bizdendiler.
Sokak sakinleri, öylesine benimsemişlerdi ki sokaklarını, her sokakta 'Çöpçü' denen, elinde uzun saplı bir faraş ve çalı süpürgesiyle gün boyu sokağı temizleyen, üniformalı bir temizlik görevlisi bulunmasına rağmen, herkes, sokağın, kendi evinin bir parçası gibi gördüğü yakın bölümlerinin temizliğine itina gösterir, katkıda bulunurdu. Hattâ, hemen her evin bahçesi varken, çocuklar da, çoğunlukla, ortak bir bahçe gibi gördükleri sokakta, eğri büğrü taşlar üzerinde küçük bir lâstik topla, o da yoksa bazen bir çam kozalağıyla maçlar yapar, türlü oyunlar oynarlardı. Trafik veya kötü niyetli bir yabancı gibi tehditler de olmadığından, babaların iş dönüşü saatlerine kadar, sokak, çocuk cıvıltılarıyla dolar, daha bir şirinleşir, şenlenirdi.
BEN PES ETTİM AMA, GÖNÜL ETMİYOR...
Her sevda, ömrümde farklı bir renkti,
Sevgisiz günlere dargınım şimdi.
Sevmek, benim için, yaşama denkti,
Tükenmiş gönlüme kırgınım şimdi.
Kızgın rüzgârlar esti o kızıl dudaklardan,
Titredi, ona doğru savruldu dudaklarım.
Kollarımda süzüldü, bin nazla, bin işveyle,
İpek tenin tuzuyla kavruldu dudaklarım...
Baharın coşkusuyla, açılmış çiçek gibi,
'Türk'ü aşağılayan, dışlayan iki yüzlü Batı'nın, ne sahte dostluğunda, ne de parasında pulunda gözümüz yok. Bizim tek ülkümüz, bayrağımızı
sonsuza dek, hep özgürce dalgalandırmaktır..'
MESAJ
Müftehîrim Türk olmakla, Garpta gözüm yok benim
BİR ÖMÜRLÜK OYUN
Gençlik, ulu ağacın çiçek açmış dalları;
Ümitle doğan güneş, sevgi dolu bakışlar
Sevdayla çarpan yürek ve papatya falları,
Hatıralarla dolu baharlar, yazlar kışlar...
NE DEMİŞTİ- NE YAPTIK
O DEMİŞTİ Kİ:
Ey Türk Gençliği!
Bugün, vuslat günümüz
Hasretliğe doy da, gel.
Bu, bizim düğünümüz;
Kınalan gel, toy’da gel!
Denizlerin engini
Gel güzelim, geç karşıma, seyredeyim bir, hele
Nispet olsun menekşeye, karanfile ve güle.
Ayrı düşmüş birbirinden, hasret kalmış, özlemiş
Gözlerimiz, halay çeksin, tutuşarak elele...
Koy avcuma ellerini, tenim yansın, tutuşsun,




-
Filiz Kalkışım Çolak
-
Günay Öztürk Özdemir
-
Fatma Avcı
Tüm YorumlarHoşgörüsü ,pınarlar gibi akar şiirin duvağından ;uçar bir kızın sinesine konar ,bir oğlan gülümser göğsünde, göğün kuşağından rengarenk sevgiler diziliverir boynuna insanın, Ünal babacığımın dokunuşlarından.Sabah eğilir, suyun çehresinden öper, inci tanesi gibi yaşlar sıralanır gözlerinden güle mera ...
'Öyle bir sen ol ki içimde, içinde hep ben olayım.'.. (*)
Tek bir mısra, satırlara bedeldi. güçlü kaleminizi ve yüreğinizi kutluyorum Sayın Ünal bey
herkese göre bir şiir olmuş... :) :) :) :) :