ÖZET
Ben, kısa pantolonumla, tahta atımla;
Kurşun askerlerimin 'Harbiye Nazırı',
Ben, Çamlıca yolunda, sevdiğim kolumda,
Ben mühendis, ben şair, ben dalgacı,
Gülüşünde sabah,
Dudaklarında gün,
Saçlarında gece
Ve gözlerinde mehtap...
'Ömür'sün kâfir kız...
Ömrümüzden kopartılmış bir perdelik oyundu oynadığımız.
Konu, bir yasak aşktı, sonu hicranla biten.
'Yanlış rüya' koymuşlardı adını
Ben ölümüne seven kıskanç adamı oynadım,
Sen, sevilen ve seven kadını.
Sâkin akan berrak bir suydun sen
Bir lebleri goncanın gamze-i fettanına
Düşmüş de deli gönül, derdi âşikâr olmuş,
Bir gözleri âhunun, vurulup nigâhına,
Pâine varamadan, serilmiş, şikâr olmuş...
Fânuslarda saklanmış ümid-i ferdâ gibi
Bir yara var gönlümde, eski bir sevda gibi.
Yüreğim, şimdi sonsuz bir semt-i beydâ gibi,
Sızlanır her seherde, bülbül-ü şeydâ gibi...
Bir bahar çiçeği taktım yakama,
Taa yüreğime dek kök salıverdi.
Karanlıktı dünyam, renksizdi ama,
Ömrüm o çiçekten renk alıverdi.
Sen, peteğimdeki o bal böceğim,
Keşke biraz düşünüp, senden örnek alsınlar,
Sana 'eşşek' diyenler, o utanmaz insanlar.
Üzülme garip eşek! Bu senin alın yazın,
Dinlenmek yasak sana; ne kışın, ne de yazın.
Onun da canı ister sevgiyle kaynaşmayı,
Varsın, çileli gönlüm hep hasretini çeksin,
Solgun bir anı şimdi yüreğim, titrer ellerinde...
Sevdan ve sen, bir şarkısın ki, hiç bitmeyeceksin,
Ay ışığı resmini çizdikçe suyun üzerinde...
..........Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin,
Bir nigâhı; nâr-ı hicrân, bir nigâhı; sanki ferhân,
Her handesi nazdan üryân, her sitemi eyler giryân.
Sînede hep dumân dumân tüter durur bû-i cânân.
Öyle bir yâr; cânımda cân, bir gülendâm ol mihribân...
Dil haraptır, eyler figân, vurmuş ânı tîr-i müjgân.
İki Hidrojen, bir Oksijen'e âşık olmuşlar,
Üçlü bir aşk yaşamışlar.
Sonra, hepsi, bu hayattan bıkmış;
Aşkın 'SU'yu çıkmış......
(2007)
Hoşgörüsü ,pınarlar gibi akar şiirin duvağından ;uçar bir kızın sinesine konar ,bir oğlan gülümser göğsünde, göğün kuşağından rengarenk sevgiler diziliverir boynuna insanın, Ünal babacığımın dokunuşlarından.Sabah eğilir, suyun çehresinden öper, inci tanesi gibi yaşlar sıralanır gözlerinden güle mera ...
'Öyle bir sen ol ki içimde, içinde hep ben olayım.'.. (*)
Tek bir mısra, satırlara bedeldi. güçlü kaleminizi ve yüreğinizi kutluyorum Sayın Ünal bey
herkese göre bir şiir olmuş... :) :) :) :) :