Olmasaydı duraklar
Ağacaktı sonsuzca
Ne gerekti bu eğreti durgunluğa
Hareketin özünü öldüren
İnsanı bağlayıp ömür söndüren
Bu durakları kim kurdu
Soluduğum havadan
Ciğerlerime sen doldun
Belki sildin
Sayfalardan çirkinliğini
Ama kirlettiğin
Bu dünyada kaldi izin.
Yolun düşerse;
Nehrin kıyısına.
Dinle nehri,
Ve unuttuğun,
Dost yüzleri hatırla.
Unutulanlar;
Yaşıyor bir çocuk
Habersiz dünyadan
Küçük dünyasında
Taşlardan evler kuruyor.
Kırık aynasın da
Gunun icinde erir beden
sen nerdesin ey uzaklarin sesi
yarinin pesinde kayiptir zaman
kalles bir pusuda
yankilanir bir kursun sesi
aklimda uzaklarin mor daglari
Aslinda bitms bir kavgaydi bu
Kendine sacma ugraslar ariyan
Sadece kendi gozunde kahraman
Ve buyuyememis bir cocuktur o...
Pencerelerin ardinda
Yesilin ustunde
Yetisir nesil
Yurek usurken gecede
Seyre dalar bir garip alemi
Bu gok bu deniz
Sıkılırmı acep diye dusunurken
Gözlerimizi,
Kirpikten tel örgülerle,
Biz hapsettik.
Umutsuzluğun yılgınlığın,
Bedenine.
Sıkıntılar şiire varırsa
Umutlar öksüz kalır
Kim yazacak
Ellerinde bidonlar
Sabahın ayazında gülüşleriyle
Su taşıyan köy çocuklarını...
Ormanları biz kesip kanatmadık.
Bize vahşi diyenlerdi;
Toprağın bağrında yaralar açan.
Binlerce yılı kesip kesip;
Ağaç ağaç kanatan.
Onlar gelince Ormandaki canlılar;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!