Elbette. Duygusu ağır, yalnızlık ve özlem üzerine uzun bir serbest şiir:
Tımarhaneye Senin Resmini Astım
Tımarhaneye senin resmini astım,
kimse sormadı neden diye.
Belki de burada
kimse kimseye nedenlerini sormuyordu zaten.
Bir duvar vardı karşımda,
soğuk, sessiz, renksiz…
Ben o duvara senin yüzünü bıraktım,
odanın bütün karanlığı
bir anda gözlerine doldu.
Hemşireler geçti koridordan,
doktorlar baktı yüzüme,
ben sustum.
Çünkü sana anlatamadığım ne varsa
onlara anlatmanın bir anlamı yoktu.
Dediler ki,
“Biraz dinlen.”
Oysa ben yıllardır yoruldum.
Bir gecede değil,
bir ömürde yoruldum.
Seni beklemekten,
gelmeyeceğini bile bile
kapıya bakmaktan,
telefonun suskunluğuna
kendi kalbimin sesini karıştırmaktan yoruldum.
Tımarhaneye senin resmini astım,
çünkü dışarıda
seni her yerde arıyordum.
Burada en azından
bir duvarda sabit duruyorsun.
Kaçıp gitmiyorsun.
Bana “unut beni” demiyorsun.
Gözlerin konuşmuyor belki
ama ben yine de
her gece seninle konuşuyorum.
“Bugün nasılsın?” diyorum.
Cevap vermiyorsun.
“Beni özledin mi?” diyorum.
Sessizlik…
“Beni hiç sevdin mi?” diyorum.
Yine sessizlik.
Sonra kendi kendime kızıyorum,
çünkü biliyorum,
bir resimden cevap beklemek
deliliğin en sessiz hâliymiş.
Ama ben zaten
aklımı senden sonra kaybettim.
Duvarlarda numaralar var,
kapılarda kilitler,
pencerelerde demirler…
Benim içimdeyse
senin adın var.
Hangi kapıyı kapatırsanız kapatın,
hangi kilidi vurursanız vurun,
sen çıkmıyorsun içimden.
Bir gece
resminin karşısına oturdum.
Saat kaçtı bilmiyorum.
Dışarıda yağmur vardı,
içeride floresan lambalar
yüzüme solgun bir ışık vuruyordu.
Sana baktım uzun uzun.
“Bak,” dedim,
“beni bu hâle sen getirdin.”
Sonra sustum.
Çünkü suçlayacak kadar bile
gücüm kalmamıştı.
Sen gittin,
ben kaldım.
Sen hayatına devam ettin,
ben senin bıraktığın yerde
zamanın içinde donup kaldım.
Belki senin için
çoktan unutulmuş bir hikâyeyim.
Ama benim için
her sabah yeniden başlayan
eski bir yarasın.
Tımarhaneye senin resmini astım.
Bazen doktorlar
resme baktığımı görünce
“Kim bu?” diye soruyor.
“Benim dünyam,” diyorum.
Gülüyorlar.
Ben gülmüyorum.
Çünkü bazı insanlar
bir insanı severken
onun sadece hayatına değil,
aklına da yerleştiğini bilmiyor.
Sen benim aklıma yerleştin.
Sonra kalbime.
Sonra uykularıma.
Sonra rüyalarıma.
En sonunda
bütün duvarlarıma.
Şimdi burada
senin resmin var.
Bir de ben.
İkimiz de sessiziz.
Sen bir fotoğrafta,
ben dört duvar arasında.
Aramızda sadece
birkaç metre var belki
ama sana ulaşmak
dünyanın öbür ucuna gitmekten zor.
Bazen düşünüyorum,
Acaba bir gün gelir misin?
Kapı açılır mı?
Birisi adımı söyler mi?
“Hamza, seni görmeye biri geldi.”
der mi?
Sonra dönüp resmine bakıyorum.
Ve biliyorum…
Gelmezsin.
Çünkü senin gittiğin yerden
geri dönüş olmadığını
ben senden öğrendim.
Yine de
her kapı açıldığında
kalbim bir anlığına
sen sanıyor.
İşte insanı asıl delirten de bu:
Umudun ölmemesi.
Ben seni unutmaya çalıştıkça
sen biraz daha büyüyorsun içimde.
Bir gün resmini indirirsem
sanma ki seni unuttum.
Duvar boş kalır sadece.
Sen yine içimde asılı kalırsın.
Belki yıllar geçer,
saçlarım daha da ağarır,
yüzümde çizgiler çoğalır,
sesim değişir.
Ama senin yüzün
o resimde hep aynı kalır.
Genç.
Güzel.
Ulaşılmaz.
Ben ise
her gün biraz daha eksilirim.
Tımarhaneye senin resmini astım.
Çünkü buradaki herkes
bir şeyini kaybetmiş.
Kimi aklını,
kimi umudunu,
kimi kendini…
Ben seni kaybettim.
Ve galiba
en ağır kayıp buydu.
Şimdi geceleri
herkes uyurken
resmine bakıyorum.
Odaya ay ışığı vuruyor.
Duvarın gölgesinde
yüzün biraz daha uzaklaşıyor.
Ben elimi uzatıyorum.
Dokunamıyorum.
Bir anlığına
sanki gerçekten oradasın.
Sonra gerçek
bir bıçak gibi saplanıyor içime.
Sen yoksun.
Sen hiç burada olmadın.
Belki de ben
seni bir duvara değil,
kendi içimdeki son umuda astım.
Ve o umut düşerse
benden geriye ne kalır bilmiyorum.
O yüzden
kimse dokunmasın resmine.
Kimse indirmesin.
Kimse bana
“unut artık” demesin.
Çünkü bazı yaralar
iyileşmek için değil,
insana kimi sevdiğini
hatırlatmak için taşınır.
Tımarhaneye senin resmini astım.
Belki gerçekten deliyim.
Ama şunu bil:
Seni severken
aklımı kaybettiysem,
ben bu deliliği
hiçbir zaman
iyileştirmek istemedim.
DELİNİN BİRİ
Hamza Caymaz
Kayıt Tarihi : 8.08.2026 19:44:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!