Gönül koysam pazara
Elliye var kırka yok
Gelir m'ola nazara
Lokma bulsam hırka yok
Sabır dedim hep sustum
doğrudur sendelediğim,
ben senden giderken
hınzır bir ayrılık,
gavur ölüsü gibi çökmüştü omuzlarıma
Ne menem illettir savurdu beni
Yaprağın rüzgarla gittiği gibi
Ayrılık ataşı kavurdu beni
Yusuf’un Yakup’a ettiği gibi
Akçeydim pazarda, pula döndüm oy
Bir deniz bir buluta ağmış
Yâr, menevişli o gözler,
bulutlardan nem mi sağmış?
Yüzünde ay tozu yâr
Hangi iklimin şafağına müştak
Yüzün görse pervaneler
Dergahında cezbelenir
Meşk sarhoşu divaneler
Semah içre aşk dilenir
Biz tutup adını ayrılık koyduk
Belki de feleğin hilesi zaman
Bir soyut resimdi, taşlara oyduk
İdrakin çözülmez çilesi zaman
Zaman bir gelindi eli kınalı
Iradı semtimden el aldı gitti
Mevsimler kış içre, gün fırtınalı
Döküldü yaprağım yel aldı gitti
Yapışır, bırakmaz kullar peşini
Bir verirken dünya, alır beşini
Hesap kitap derken ömür tükenir
Bir çözen var mı, aklın işini
Kat alır, yat alır, mal mülk edinir
Zamanın gergefine ekledim gülüşünü
z/aman yırtıldı
Buzul yalnızlıklar taşıdım gid/işinden,
Yangınlar b/eledim,
boşluğuna kış mavisi
Hani Yavuz'sundur da bir gözleri âhuya zebûn olursun ya!
Kelleler damlayan kılıcın kesmez, pusatların pamuk ipliği mendillere döner ya hani!
Aczinden dağlar örülür ya dört bir yanına!
Umarsızlığın bütün makamlarında bağırırsın ya, aşinası olmadığın el-amanları !




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!