Gülüşünün serçesine
İğde vakti dal olayım
Konsun gönül bahçesine
Kanadına al olayım
Yârenlik mi var aranda
Âteş-i eyyâmı körükler tamah
Haine baş üzre yer ikbal için
Ne namaz çare ne zikir, semah
Sahurda domuzu yer ikbal için
İster akıllı ol, ister ukala
Necis olmuş gardaş koklama gülü
Mevsim kışa gebe yaza inanma
Elleri kan kokan kahpenin dölü
Meydanda tel vurur saza inanma
İrin dolu yüzü kevserle yıkar
en çok da göğe benzerdin
bazen denize
ışıktandı saçların
sığmazdı söze
bilmezdin vecd ile
Buluttan ellerin, fincan tutuyor
kırk yıllık üşüyorum ortasında yazın
gönlümün cemresi, parmaklarında
hatırı kalmasın diye beyazın
mekansız kuşlar gibi
Asırlık anlar biriktirmiş, azatlık yalnızlıklar
Hayy, desin yürek, üfle ki sur’a
Kaç denizlik bilir misin pişmanlığın hacmi,
Gök düşler kaç fersah soluk taşır şafağa?
Tan kızılı geçsin, kuşlukla gelirim
Karışıp rüzgara ıslıkla gelirim
Gelirim ‘He’ desen dürüp çıkını
Gülüşler doldurur hoşlukla gelirim
Telimde ezgiler seni sayıklar
Bazı yağmurları içime çeker,
Uzarım yollara herhangi bir nisan
Kimi mevsimlerim, güneşten korkar
Takvimden firari, permeperişan
Saçak altlarında ben süğüm süğüm
içimden atlar geçiyor
üstünde iyi adamlar
çöl kızılı efkarım
günün rahmine damlar
bilir misin burda günler
emperyal bir kuşatmanın ortasında
özgürlük gibi sevsem mesela seni
gönlünün burçlarına kondurur musun,
içimde çırpınan şu güvercini?
...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!