Şükrullah Yavuzer Şiirleri - Şair Şükrul ...

Şükrullah Yavuzer

SÜRGÜN

Yeryüzü bana mescit
Kılındığından beri,
Tüm dünya benim yurdum.
Adem sürülmeden önce,

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

I
Ne zaman ki Bulut kaplasa
Şehrin semalarını
Ne zaman ki
İnceden bir Yağmur yağsa
Bilirim ki Mazlum coğrafyada

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Ayarı bozuk yürek pusulasında,
Yolunu kaybetmiş bir gemi.
Çiçekler açmayı unutmuş,
Zemherin ardına gizlenmiş bahar.
Gün doğmayı unutmuş,
Sabahlar dipsiz bir kuyuda

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Sen güldün mü hiç
Başı okşanan
Bir yetimin gülüşünde
Ağladın mi hiç
yavrusunu yitiren
Bir annenin gözlerinden

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Çavuştepe Kalesinin yorgun bekçisi Mehmet KUŞMAN, başında yılların güneşinden solmuş şapkasıyla ağır ağır yürüyordu. Sanki yalnızca bir kalenin değil, binlerce yıllık bir hafızanın da bekçisiydi.
Çavuştepe Kalesi onun için yalnızca çalıştığı bir yer değildi; ömrünü adadığı, taşlarına ruhunu bıraktığı ikinci eviydi.
Kale, sert rüzgârların dövdüğü bir tepenin üzerinde, yüzyılların suskunluğunu taşıyan heybetli bir anıt gibi yükselirdi. Güneş doğduğunda sarı taşlar kızıl bir ışığa bürünür, akşam olunca gölgeler eski çağların fısıltıları gibi surların arasına sinerdi. Mehmet, tam elli sekiz yıl boyunca bu taşların arasında yürüdü. Her çatlağı, her yazıtı, her sessizliği ezbere biliyordu.
Gürpınar Ovası’nın sabahları başka olurdu. Gün daha doğmadan, göğün mavisine ince bir kül rengi yayılır; uzaklarda Artos, Erek ve Başet dağlarının heybetli gölgesi, ovanın üzerine dev bir çınar gibi düşerdi. Bahar aylarında toprağın kokusu sert rüzgâra karışır, tandır dumanları köylerin üstünde ağır ağır yükselirdi. Gürpınar’a bağlı o küçük köylerde hayat, taşın ve toprağın sabrıyla akardı.
Mehmet’in doğduğu Çavuştepe’deki ev de işte o coğrafyanın yorgun ama vakur evlerinden biriydi. Kerpiç duvarlı, düz damlı, küçük pencereli bir ev… Kışın kara teslim olur, yazın ise duvarlara sinen is ve dağlardan kopup gelen kekik kokusu, tandırda pişen ekmeklerin sıcaklığıyla birleşirdi. Avlunun bir köşesinde yığılı tezekler, diğer yanında eski saban demirleri dururdu. Kapının önünde birkaç kavak ağacı vardı; rüzgâr estiğinde yaprakları birbirine çarpar, sanki görünmez bir dilde konuşurlardı.
Çiftçi bir ailenin çocuğu olan Mehmet, çocukluğunu toprağın içinde büyüterek geçirmişti. Sabahları babasının ardından tarlaya gider, nasırlı ellerle toprağı sürmeyi öğrenirdi.

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Yine çiçeklenecek dallar,
‎Yine meyveye duracak sabrın ağaçları.
‎Kış ne kadar uzun sürerse sürsün,
‎Toprağın kalbinde saklıdır bahar.

‎Doğacak hakikat güneşi

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Uçan Balıkların Mücadelesi
Güneş, sabahın ilk ışıklarını Doğu'nun kadim diyarı Van'ın üzerine serperken, gölün yüzeyi dev bir ayna gibi ışıldıyordu. Uzak dağların karlı zirveleri, durgun suyun üzerinde titrek hayaller gibi yansıyor; gölün derinliklerinde ise bambaşka bir yaşam sessizce akıyordu.
Van Gölü'nün maviliklerinde yaşayan milyonlarca inci kefalinden biri de Gümüşkanat'tı. Gençti. Meraklıydı. Pulları güneş ışığı değdiğinde işlenmiş gümüş gibi parlar, sürüyle birlikte yüzdüğü zaman sanki suyun içinde bir yıldız kayıyormuş gibi görünürdü.
Hayatı boyunca gölün sonsuz gibi görünen sularında yaşamıştı. Dalgaların ninnisiyle büyümüş, akıntıların dilini öğrenmişti. Ona göre dünya, Van Gölü'nün sınırlarından ibaretti.
Ta ki bir bahar sabahına kadar...
Nisan ayının ortalarında gölün derinliklerinde alışılmadık bir hareketlilik başladı. Yaşlı balıklar sürülerin arasında dolaşıyor, gençleri çağırıyordu. Suların içinde görünmez bir heyecan dolaşıyor, her kalpte aynı çağrı yankılanıyordu.

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Güneş battı.
Ömürden bir gün daha geçti.
Hayat takviminden,
Bir yaprak daha düştü usulca.
Ufuk kızıla boyandı…

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Bu nasıl bir bakış
Buz dağından
Bu nasıl bir söz
Dökülen dudaklarından
Kuzey kutbundan kalma
Bakışlarınla

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Sen yazılmamış
En güzel şiir
Sen söylenmemiş
En güzel şarkı
Sen görülmemiş
En güzel rüya

Devamını Oku