Gardaş ne edisen?
Keyfin nicedir? diye
Komşunu hatrını sormuşsan
He Vallah sen Vanlısan…
Otlu peyniri yer sofrasında
Bir Erdem Olarak Susmak
Toplumda genellikle konuşmak bir güç göstergesi, sesini yükseltmek ise haklılığın nişanesi olarak görülür. Oysa gerçek anlamda bir olgunluk, kelimelerin bittiği yerde başlar. Sessizlik, hiçbir şeyin eksikliği değil; aksine, her şeyin fazlalığıdır.
Susmak çoğu zaman bir eksiklik veya çekinme hali olarak yanlış anlaşılır. Ancak insanın kendi iç dünyasında ve dış dünyasıyla kurduğu ilişkide sessizlik, aslında en rafine ifade biçimlerinden biridir.
Neden Susar İnsan?
Her sessizliğin arkasında farklı bir niyet, farklı bir duruş yatar:
Edebinden Susan: İnsan, muhatabına duyduğu saygıdan ötürü susar. Cevap verebileceği halde, ortamın nezaketini bozmamak adına dilini dizginler. Bu, sözün bittiği yerde karakterin devreye girmesidir.
Bu şehirde olmadı
Kim bilir
Yıllar sonra
Okuduğun bir şiirde
Belki kesişir yollarımız
Şiir okuyordu adamın biri
Önce seni
Sonra seni
Sonra da yine seni sevdim
Diye başlayan...
Şiir yazıyorum
Sanıyordu herkes
Oysaki
Kan kusuyordum
Beyaz kağıtlara
Kimseler yormasın artık kendini
Şimdi ne bilmek ne anlamak
Ne de konuşmak zamanı
Şimdi artık katranla
SIRADIŞI BİR DERS
Yaz tatili bitmiş okullar açılmıştı. Öğretmenlerime ve arkadaşlarıma kavuşmanın heyecan ve mutluluğunu yaşıyordum. Çarşamba günüydü. Okul müdürümüz her zamankinden daha telaşlıydı. Müdürün öğretmenlere ve görevlilere sürekli talimatlar verdiğini, lavaboların, koridorların ve bahçenin her zamankinden daha fazla temizlendiğini, öğretmenlerimizin sinekkaydı tıraş olduklarını, bayan öğretmenlerimizin kısa etek giydiklerini görmüş şaşırmıştım. Bakanlıktan birilerinin geliyor olabileceğini düşünmüş sonra bu düşüncemden vaz geçmiştim. Daha önce Bakanlık Müfettişleri gelmişlerdi ancak bu kadar büyük bir telaş yaşanmamıştı okulumuzda. Merakım giderek artmıştı. Neler oluyordu, acaba okula kim gelecekti?
Teneffüs olmuş arkadaşlarımızla okul bahçesinde turlayarak muhabbet ediyorduk. Başta okul müdürü, müdür yardımcıları ve ardından öğretmenlerin okul bahçesinde telaşla dizildiklerini görmüş beklenen kişinin gelmek üzere olduğunu anlamıştım. Çok geçmeden askeri bir araç okulun bahçesine girmiş araçtan hızla inen askerler aracın arka kapısına yönelip kapıyı selam durarak açmışlardı. Araçtan askeri üniformalı bir komutan inmiş, okul müdürü koşar adımlarla komutanı karşılamış ve sıra halinde dizilen öğretmenleri tanıtarak hep birlikte içeri girmişlerdi.
Zil çalmış sınıflara girmiştik. Öğretmen zili çaldıktan beş dakika sonra okul müdürü üniformalı komutanla sınıfımıza girmişti. Okul müdürü çok şaşkındı. Eli ayağı birbirine dolanıyordu. Sevinçli miydi, korkuyor muydu, heyecanlı mıydı? Anlam verememiştim. Sınıfça ayağa kalkmış ancak oturun talimatı gelmediğinden ayakta kalmıştık. “Arkadaşlar Komutanımız Garnizon komutanlığından gelerek okulumuzu şereflendirmişlerdir. Bundan böyle Milli Güvenlik Dersinize komutanımız girecektir. Bu hem bizler hem de sizler için büyük bir onurdur.” Diyerek komutandan izin istedi ve geri geri adımlar atarak iki büklüm sınıftan çıkıp gitti.
Tüm sınıf ayaktaydı hala oturun diyen olmamıştı çünkü. Sınıf arkadaşlarımızdan biri oturur gibi oldu ama komutanın kükremesiyle fırlayarak yeniden ayağa kalktı. “Sana oturmanı kim söyledi terbiyesiz. Ben otur demeden kimse oturmayacak, kalk demeden kimse kalkmayacak, konuş demeden kimse konuşmayacak” ilk kez sınıfta bu kadar bağıran birini görmüş hepimiz çok şaşırmış şaşkın bakışlarla birbirimize bakıp durmuştuk. Birinci şoku atlatmadan tüm sınıfa dönerek “Anlaşıldı mı?” diye bağırdı. Sınıftan çıt yok… “Sağır mısınız? Size söylüyorum. Şimdi Anlaşıldı Komutanım diye cevap vereceksiniz” dedi.
-Anlaşıldı mı? Hepimiz bir ağızdan:
Güneşe göz kırpsın
Nergiz ile yasemen
Arıları cezbetsin
Erguvan ile fesleğen
Muhabbete dalsın
Ülker öğretmenimiz gülen gözleriyle sınıfa girdi. “Günaydın kuzucuklarım. Çevre konulu bir resim yarışması düzenlenecekmiş. Yarışmaya katılmak isteyenler resimlerini yapıp, resim öğretmenine teslim edebilirler” dedi.
Bu yarışma çok ilgimi çekmişti. Resim yapmayı, renklerle, boyalarla uğraşmayı seviyordum. İnsanın hayallerini, duygularını; rengârenk boyalarla kâğıda aktarması çok zevkli gelirdi bana.
Akşam tamamen resim çizmeye odaklandım. Kendimce de çok güzel bir resim yaptım. Dereceye girmeği çok istiyordum öyle ki, sabahı zor ettim. İlk kez bir resim yarışmasına katılacaktım ve çok heyecanlıydım.
Sabah okula vardığımda resim öğretmenini sordum. Öğretmenler odasında olduğunu söylediler. Heyecanla öğretmenler odasına girdim. Resim öğretmeni uzun boylu, iri yapılı, bıyıklı bir öğretmendi.
Öğretmenler odasındaki büyük masanın etrafında on civarında öğretmen oturmuş muhabbet ediyorlardı. Resim öğretmeni bir şeyler anlatıyor diğer öğretmenler onu dikkatlice dinliyor; sonra kahkaha atıyorlardı. “Öğretmenim” diye seslendim, bana dönmediği gibi diğer öğretmenlerle konuşmasına devam etti. Beni duymadığını düşünüp, susmasını bekledim. Susunca tekrar: “Öğretmenim” dedim. Birden bana dönerek: “Ne var?” dedi, sert bir dille. Masadaki tüm öğretmenlerin bakışları bir anda bana yöneldi. Öğretmenin sert cevabı ve öğretmenlerin bakışı beni çok tedirgin etti. Yutkundum, derin bir nefes aldım: “Şey, Resim yarışması vardı ya…” “Eeee ne olmuş?” dedi, elimdeki resmi ona doğru uzatarak: “Ben yarışmaya katılmak istiyorum,” dedim. Sert bir hareketle elimdeki resim kâğıdını kaptı. Alaylı bir dille “O hu!” dedi. “Resim yapmışmış da yarışmaya girecekmişmiş de derece yapacakmışmış da,” diyerek resmimi, masada düzensiz bir şekilde duran diğer resimlerin üstüne fırlattı. Diğer öğretmenler de bana bakarak gülüştüler.
Kutsal saydığım bir mekânda, kutsal bir mesleğin bir mensubu onurumu kırmış, beni önemsemediği gibi bir de alay etmişti. Gurum incindi, bir beden büyük önlüğümün içinde küçüldükçe küçüldüm. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Öğretmenin alaycı konuşması, öğretmenlerin kahkahaları beynimde zonkladı, durdu… Öğretmenler odasından hızla ayrıldım. Öğretmenler sohbetlerine kaldıkları yerden devam ettiler.
Çok insan gördüm
Bir Köpek kadar dost değillerdi
Çok nankör gördüm
Hiçbiri kedi değildi
Soframızda doyanlar gözümüzü oydu
Doyanların hiç biri karga değildi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!